Hareket Yönetimi'nden Karasu: Öcalan özgür olmadan süreç ilerlemez
Hareket Yönetimi üyesi Mustafa Karasu, Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğünün önü açılmadan sürecin ilerlemesinin mümkün olmadığını söyledi. Fransa'daki eylemlere değinen Karasu, demokratik sosyalizmin çözüm olacağı bir tarihsel döneme girildiğini ileri sürdü. Ekoloji mücadelesini ise Kürt halkının özgürlük mücadelesi saydı.

RastinewsHareket Yönetimi üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber'de yayımlanan özel programa katılarak "Barış ve Demokratik Toplum Süreci", Abdullah Öcalan'ın durumu, cezaevleri, ekoloji ve Şengal üzerine konuştu.
Sürecin pratik adımlar aşamasına geldiğini söyleyen Karasu, Öcalan'ın özgür çalışma koşullarına kavuşmadan bu aşamanın aşılamayacağını belirtti. "Derler ya eşyanın tabiatına aykırı" dedi.
Karasu, Fransa'daki gençlik eylemlerini kapitalizmin krizine bağladı. Sağ iktidarların da sosyal demokratların da bu krize çözüm bulamayacağını, sıranın demokratik sosyalist hareketlere geldiğini söyledi.
Kürdistan'da doğaya yönelik tahribata da değinen Karasu, ekoloji mücadelesinin yalnızca saldırıya uğrayan bölgenin değil tüm Kürtlerin mücadelesi olması gerektiğini ifade etti. "Bu da bir nevi Kürt halkının özgürlük mücadelesidir" dedi.
Karasu'nun açıklamalarının tamamı şöyle:
"Önder Apo özgür olmadan süreç ilerlemez"
Karasu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısının muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyleyerek şunları dile getirdi:
"Evet, şimdiye kadar çeşitli biçimlerde görüşmeler yapılıyordu, müzakereler yapılıyordu. Ama şimdi artık pratikleşmeye geçiliyor. Artık sorunun çözülmesi için bazı pratik adımların atılması gerekiyor. Böyle bir ortamda Önder Apo'nun özgür olmaması, özgür çalışır hâle gelmemesi sürecin ilerlemesini sağlamaz. Artık gelinen aşamada Önder Apo özgür çalışır hâle gelmeden, özgürlüğünün önü açılmadan, fiziki özgürlüğünün önü açılmadan bu sürecin gelişmesi mümkün değil. İlerlemesi mümkün değil. Olmaz. Derler ya eşyanın tabiatına aykırı."
"Demokratik sosyalizmin çözüm olacağı bir dönemden geçiyoruz"
Fransa'daki eylemleri değerlendiren Karasu şöyle konuştu:
"Öte yandan Fransa gerçekten de özellikle kapitalizmin o tarih sahnesine çıkmasından sonra böyle her zaman devrimlerin, ayaklanmaların ilk önce başladığı, patladığı yerlerden biridir. 1789 diyelim işte Fransız Devrimi'dir. İşte diyelim demokratik devrimler var. Burjuva demokratik devrimler deniyor ama bunların hepsinde halkın damgası vardır. Halkın etkisi vardır. Daha sonra Paris Komünü, önceleri de var. Bu yönüyle Fransa toplumu tarihsel olarak böyle bu tür ayaklanmalara, tepkilere yatkın bir toplumdur. Öte yandan kapitalizmin krizi var. İşte göçmenlerin durumu var. Göçmenlere olumsuz yaklaşım var. Buna da gösterilen tepki var. Sağ iktidarların yükselişi var. Toplumlar bunu kabul etmiyor. Buna da tepki var. Bu açıdan gençlerin Fransa'da ayaklanması önemli bir nasıl oldu diyelim işaret fişeği oldu. İşte Sırbistan'da gençler bir nevi yönetime damgalarını vurdular. Şu anda Sırbistan demokratik sosyalist bir ülkedir diyemeyiz. Ama gençlerin iradesinin yansıması önemli. Demokratik bir iradenin yansıması oluyor. Portekiz'de oldu.
Aslında bu kapitalist ülkelerin tümünde giderek gelişecek olan budur. Çünkü çözüm bulamıyorlar. Çözüm iki türlüdür. Şimdi sağ iktidarlar diyor ki biz geleceğiz, kılıcı vuracağız. Kapitalist modernitenin krizini çözeceğiz diyor. Bu kimin çözümüdür? Bu halkların çözümü değil. Tekellerin, ezen sınıfların çözümüdür. Şimdi sosyal demokratlar, liberaller de bu işi çözemiyor. Çünkü onlar gerçekten tamamen tam demokratik değiller. Bir taraftan halka sesleniyorlar. Bir taraftan egemen sınıflarının çıkarlarını koruyorlar. Bu yönüyle sosyal demokrat politikalarının, o liberal politikalarının kapitalizm krizine çözüm bulması mümkün değildir. Bu açıdan gerçek anlamda demokratik sosyalist olan örgütlerin, eğilimlerin, ideolojilerin, politik programlarının çözüm bulacağı bir tarihsel dönemden geçiyoruz. Bu yönüyle eğer demokratik sosyalistler doğru program temelinde geçmişin özeleştirisini yaparak yeni bir mücadele çizgisi, ideolojik siyasi çizgi ortaya koyduklarında gerçekten bu kriz koşullarında çok büyük gelişmeler sağlayabilirler. Birçok yerde halkın demokratik sosyalist yönetimini, inşasını yaratabilirler. Biz buna inanıyoruz."
"Herkes doğasına, toprağına sahip çıkmalı"
Kürdistan'da doğaya yönelik tahribata karşı örgütlü bir tutum çağrısı yapan Karasu şunları söyledi:
"Botan'ın coğrafyası altüst ediliyor. Dersim'in coğrafyası altüst ediliyor. Kürdistan neredeyse yaşanmaz hâle getiriliyor. Kutsal kitaplardaki cennet tarifi Mezopotamya iken, şimdi bu cennet kapitalizmin çıkarı doğrultusunda, yine Türk devletinin soykırım politikasının sonucu, cehennem hâline getirilmeye çalışılıyor.
Bu yönüyle Kürtler duyarlı olmalı. Her Kürt kendi köyüne sahip çıkmalı. Kendi suyuna sahip çıkmalı, deresine sahip çıkmalı, dağına sahip çıkmalı, ormanına sahip çıkmalı. Bu, atalarına sahip çıkmaktır. Ataları bırakmış, öte yandan çocuklarına, torunlarına sahip çıkmaktır.
Bu yönüyle doğa konusunda kısmi bir gelişim var ama yetersizdir. Kuşkusuz Kürdistan'daki ekolojistler, Türkiye'deki ekolojistlerle birlikte bu mücadeleyi yürütmeli. Daha da geniş cepheye yayılmalıdır. Şu anda yetersizdir. Nasıl ki Kürt halkı bir özgürlük mücadelesi verdi, yüz yıldır veriyor, elli yıldır veriyor, aynı bunun gibi bir ekoloji mücadelesi yaratmak gerekiyor. Bu da bir nevi Kürt halkının özgürlük mücadelesidir. Kürt halkının varlık mücadelesidir. Bu bakımdan ekolojik bilinç çok önemlidir. Ekolojik örgütlenme çok önemlidir. Her yörede ekolojik örgütlenme olmalı. Her şehirde, her kasabada, hatta her köyde olmalı. Doğasına sahip çıkmalı.
Görüyoruz, bu ağaçlar kesiliyor, dereler zehirleniyor, işte Amed'de köyler kendi toprağına sahip çıkıyor. Bunlar güzel şey ama herkes sahip çıkmalı. Diyelim o köy ekoloji mücadelesi veriyor, o köyle sınırlı kalmamalı. Bütün çevre köyler o köylerle birlikte mücadeleyi vermeli. Bütün Kürdistan şehirleri bu konuda duyarlı olmalı. Sadece Botanlılar değil, bütün Kürdistanlılar bu ekoloji mücadelesine katılmalı. Ekoloji mücadelesi sadece Varto'nun, Dersim'in, Botan'ın mücadelesi değildir. Amed'in mücadelesidir, bütün Kürdistan halkının mücadelesidir. Bu yönüyle ekolojik bilinç, ekolojik örgütlenme, ekolojik mücadele sadece bir yerde saldırı olduğu zaman oranın mücadelesi olmaktan çıkmalı, bütün Kürt halkının mücadelesi hâline gelmeli."
"Barış Anneleri Kürt halkının vicdanıdır"
Barış Annelerinin nöbet eylemine ve cezaevlerindeki infaz yakmalara değinen Karasu şunları söyledi:
"Barış Anneleri Kürt halkının vicdanıdırlar. Kürt halkının iradesidirler. Aslında bugün Kürt halkının iradesini temsil eden en temel değerlerden biri Barış Anneleridir. Onların sözleri de önemlidir, istemleri de önemlidir, tutumları da önemlidir. Bu bütün halkı temsil ediyor. Bütün halkla ilgili bir konudur. Ve bütün Kürt halkı da Barış Annelerinin iradelerini, sözlerini, tutumlarını çok önemli görüyorlar. Eğer Barış Anneleri Önder Apo'nun özgürlüğünü istiyorsa, bu bütün Kürt halkının isteğidir. Bütün toplumun isteğidir.
İktidarın ve bütün siyasi güçlerin Barış Annelerinin tutumunu dikkate almaları, Önder Apo'nun özgürlüğü konusunda, umut hakkı konusunda üzerinde durmaları gerekiyor. Öte yandan Barış Anneleri Önderliğin özgürlüğünü istedikleri gibi, umut hakkının pratikleşmesini istedikleri gibi, zindandaki yoldaşlarımızın da bırakılmasını istiyorlar.
Barış Anneleri zindandaki herkesin annesidir. Barış Anneleri sadece kendi çocuklarının anaları değildir. Cezaevinde yatanların hepsinin annesidir. Türkiye mahkemelerine göre cezası bitmiş ama bırakmıyorlar. Bu 12 Eylül'de bile yoktu. Faşist Kenan Evren'in darbesi döneminde de cezasını yatanlar veya Türk mahkemelerinde verilen cezayı dolduranlar, o kadar yıl içeride yatanlar, hemen bırakılırdı. Şimdi bu olacak bir şey değil. Bu açıktan açığa hukuk mukuk değil.
Böyle süreçlerde ilk atılan adımlardan biri de tutsakların serbest bırakılması, özgür bırakılmasıdır. Bu nedir? Bu bir yumuşamadır, bir barış olacaksa, bir anlaşma olacaksa onun zeminini döşemedir. Ama AKP iktidarı bunu yapacağına toplumu daha da tepkilendiren, toplumun sürece karşı inancını zayıflatan bir yaklaşım olan tutsaklara bu tutumu gösteriyor. Bu tutumun bırakılması lazım. AKP iktidarı bu tutumu bırakmadan Kürtler üzerindeki hiçbir sözü etkili olmaz."
"Kürt sorunu seçim aracı yapılmamalı"
Türk devletinde zihniyet değişmediği için sürecin yalpaladığını söyleyen Karasu şöyle devam etti:
"Biz de zaten 93'ten beri Önder Apo'nun çağrısı temelinde hep bu yaklaşımı benimsedik. Tek taraflı ateşkesler yaptık. Çatışmasızlığı yarattık. Bunu herkes biliyor. Türk devleti, belirttiğim gibi zihniyet değişmediği için Kürt sorununda çatışmasızlık sürsün ama Kürt sorununda köklü çözüm olsun anlayışında olmadığı için hâlâ yalpalıyor. İkircikli davranıyor. Bir taraftan sorunu çözeceğiz, kararlıyız diyor. Ama diğer taraftan uygulamaları onu göstermiyor.
Öte yandan böyle ciddi bir sorunu, bir seçim sorunu, iktidarda kalma konusu olarak alıyor. Kürt sorunu bu konuyu iktidarda kalmanın ya da seçim kazanmanın aracı hâline getiriyor. Gerçekten doğru değildir. Yüzyıllık Türkiye'nin sorunudur. Eğer Türkiye yönetimiyse, Türkiye halklarına karşı, Türkiye tarihine karşı sorumluluk duyuluyorsa böyle yaklaşılmaması lazım. Seçim konusu yapılmaması lazım. Evet, her siyasi güç iktidarını düşünür ama bu sorunun çözümü çözülürse Türkiye'de herkes bu sorunu çözene destek verir. Ama iktidarın işte demokratikleşme anlayışı yok. Bu bakımdan, bu adımlar atılmıyor."
"Türkiye'nin geleceği demokratikleşmededir"
Demokratik bir cumhuriyetin yalnızca Kürtlerin değil Alevilerin, kadınların ve emekçilerin sorunlarına da yanıt vermesi gerektiğini söyleyen Karasu şunları ifade etti:
"Türkiye tarihi, Türkiye halkının mücadele tarihi var. Demokrasi güçlerinin, aydınların mücadelesi var. Emekçilerin mücadelesi var. Kürt halkının özgürlük mücadelesi var. Tüm bunlar Türkiye'nin demokratikleşmesini gerektiriyor. Türkiye geleceğini demokratikleşmede ilerletebilir. Eğer bir gelecek arıyorsa, Türkiye demokratikleşirse geleceğini güvenceye alabilir. Gelecek ufku parlak olabilir, olumlu olabilir. Bu açıdan Cumhuriyet'in demokratikleşmesi gerekiyor."
"Ezidilerin hukuki ve siyasi kurumlaşmaya kavuşması gerekir"
Şengal'de Ezidilerle Irak devleti arasında imzalanan entegrasyon anlaşmasına değinen Karasu şöyle konuştu:
"Hareketimizin Ezidileri fermandan, soykırımdan kurtarmada rolü çok önemli, belirleyicidir. Bunu herkes bilmektedir. Daha sonra tabii askeri güçlerimiz çekildiler. Tabii ideolojik etkimiz vardı. Önderliğin çünkü çağrıları vardı. Bu halka Önderlik sahip çıkıyor. Ezidilere Önderlik sahip çıktığı için Ezidiler de Önderliğin düşüncelerine, politikasına kulak veriyorlar. Bu yönüyle kendilerini örgütlediler. Öz savunmasını da örgütlediler. Şimdi bir anlaşma yaptılar. Bir entegrasyon yapıyorlar. Askeri anlamda önemli bir entegrasyon oldu. YBŞ Irak ordusunun yerel parçası olarak kendi bölgesinde kalacak. Bunlar hepsi Ezidi gençleridir.
Çünkü eğer DAİŞ saldırdığında Ezidilerin bir öz örgütlenmesi olsaydı, Ezidilerin de askeri örgütlenmesi olsaydı, DAİŞ giremezdi Şengal'e. Ezidiler ölür, hepsi direnirdi. Ama Irak ordusuydu. KDP peşmergeleriydi. Saldırınca geri çekildiler. Bu bakımdan yerel askeri gücün kalması önemlidir. Kısmi olarak idari olarak da siyasi olarak da belli bir örgütlenmeleri var. Ama bunun da tabii böyle belli kurumlaşmaya, hukuki ve siyasi kurumlaşmaya kavuşması gerekir. Umarız, umuyoruz ki o konuda da bazı ilerleme olacaktır. Çünkü sadece askeri entegrasyon, YBŞ'nin orduya entegrasyonu yetmez. Ezidiler aynı zamanda farklı bir inançtır. Onların da kendi idari siyasi yapılarının, bir yerel demokrasinin olması gerekir. Biz Ezidi halkının, örgütlü gücünün bunu sağlatacağına inanıyoruz."
