İÇERİĞE ATLA
GÜNDEM3 DK OKUMA

Adile Hanım: Entegrasyon masada, gerçek Haseke'de

PAYLAŞ
Adile Hanım: Entegrasyon masada, gerçek Haseke'de

RastinewsHaseke'de Kürtçe tabela söküldü, Kürt araçları taşlandı, bir Kürt dil öğretmeninin yanmış cesedi teşhis edildi, bir Kürt radyosu kurşunlandı. Sipan Hizni'nin öldürülmesinin ardından Kobani'de gözaltında yanarak can veren 9 kişi için hâlâ ses yok. Şam tek kelime etmedi. Mazlum Abdi ise kürsüden "sabotaja izin vermeyeceğiz" dedi. Kimin sabotajına, kimin izniyle?

Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, “Entegrasyonun son aşamasına ulaşıldı, sabotaj girişimleri kabul edilemez“, “Bir adım bile geri atmayacağız" dedi.

Güzel cümle. Tek sorunu, Haseke'de karşılığı ne?

Çünkü o kürsünün birkaç kilometre ötesinde, Haseke'nin Barış Meydanı'ndaki Kürtçe-Arapça-Süryanice tabela bir kaç gün önce sökülmüştü. Bölgeden yansıyan tanıklıklara göre güvenlik personelinin gözü önünde. Kimse müdahale etmedi.

Ertesi gün Suriye bayraklarıyla yürüyen bir kalabalık Kürt karşıtı sloganlar attı. Yaşamını yitiren Asayiş mensuplarının fotoğraflarının bulunduğu pano yıkıldı. Kürtlerin arabaları taşlandı.

Abdi'nin "sabotaj" dediği buysa, sabotajcıların adı ne? Kaç kişi gözaltına alındı? Hangi soruşturma açıldı? Cevap yok. Çünkü sabotaja karşı kürsüden konuşmak, sabotajcıya hesap sormaktan çok daha kolay.

Şam'ın sessizliği bir izindir

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'dan, İçişleri Bakanlığı'ndan, Kürt sembollerine yönelik saldırıyı adıyla kınayan tek bir cümle çıkmadı.

Bir devlet, Kürtçe tabelayı sökenleri adlandırmıyorsa, bir sonraki tabelayı sökecek olana izin vermiş demektir.

Havaya açılan ateşte bile tetiği kimin çektiği belirsiz. Bölgeden gelen haberlerin bir kısmı İç Güvenlik Güçleri'ni, bir kısmı Şam'a bağlı Genel Güvenlik'i işaret ediyor. Entegrasyonun dokuzuncu ayında Haseke'de silahın kimde olduğunu bilmiyoruz. Buna entegrasyon değil, belirsizlik denir.

Haseke unutmaz

Bu kentte tabela, tabela değildir.

1962'de bir gecede on binlerce Kürdün vatandaşlıktan çıkarıldığı sayım burada yapıldı. Baas'ın "Arap Kuşağı" Kürt köylerinin arasına burada döşendi. 2004'te Kamışlı stadyumunda dökülen kan bu topraklara aktı.

On yılı aşkın sürede Rojava'nın en somut kazanımı, bu hafızanın karşısına dikilen görünürlüktü. Okulda Kürtçe, kurumda Kürtçe, meydanda Kürtçe.

Şimdi o görünürlük, bir bayrak töreninin öncesinde, kimsenin kılını kıpırdatmadığı bir akşam yere indirildi.

Yakılan öğretmen, kurşunlanan radyo

Maabde'de (Girkê Legê) bir dil enstitüsünün müdürü ve felsefe öğretmeni Hasan Kalaş, 30 Eylül akşamı çarşının ortasından kaçırıldı. Kaçıranlar aileden 300 bin dolar istedi. 2 Ekim'de Tel Koçer'de yanmış bir ceset bulundu. Aile 10 Ekim'de cesedin Kalaş'a ait olduğunu teşhis etti.

Aynı gün Haseke'nin Salihiye mahallesinde Rojava Radyosu ekibi silahlı saldırıya uğradı. Bir çalışan ameliyata alındı, ekibin aracı gasp edildi.

Bu olayların aynı elden çıktığına dair bir belge yok. Ama belge gerektirmeyen bir gerçek var: Bir Kürt dil öğretmeninin kaçırılıp yakılabildiği, bir Kürt radyosunun kurşunlanabildiği bir yerde "güvenlik sağlandı" diyen herkes, ya gerçeği görmüyor ya da görmezden geliyor.

Kâğıtta Kürtçe, sokakta taş

Abdi aynı kürsüde Kürtçenin eğitimde resmi dil olduğunu da müjdeledi.

Hangi kararnameyle? Haftada kaç saat? Hangi takvimle? Hiçbiri yok. Elimizdeki tek belge, Şam'ın 16 Ocak'ta Kürtçeyi "ulusal dil" diye tanımlayan kararnamesi. Haseke'de ve Derbasiye'de veliler ve öğrenciler tam Kürtçe müfredat için hâlâ sokakta.

Bir dili resmi ilan edip o dilde yazılmış tabelayı koruyamıyorsanız, ilan ettiğiniz şey dil değil, slogandır.

Bugün Abdi, Şam'ın danışmanı olarak Kürt tabanına Şam'ın vaatlerini anlatıyor. Oysa görevi, Kürt tabanının taleplerini Şam'a dayatmak olmalıydı. Her karşılıksız "geri adım yok" cümlesi, Kürt liderliğinin elindeki son sermayeyi, yani güveni harcıyor.

Sipan'ın cenazesi, Kobani'nin koğuşu

Sipan Hizni'yi hatırlayın. Eski SDG savaşçısıydı, entegrasyonun ardından Suriye ordusunun eski SDG'lilerden kurulan tugayında asker olmuştu. Yani Şam'ın "devlete katılın" çağrısına uyanlardandı. Eylül başında Haseke yakınlarında kaçırıldı, cesedi 11 Eylül'de kurşun yaralarıyla bulundu. Devlet güvenliği bir şüphelinin adını açıkladı ama bölgeden yansıyan haberlere göre tutuklama yapılmadı.

Sipan'ın cenazesi Kobani'yi sokağa döktü. Protestocular gözaltına alındı. Aynı gece Kobani cezaevinde, gözaltındakilerin tutulduğu koğuşta yangın çıktı. Şam'ın resmi medyasına göre 7, bölgeden gelen diğer haberlere göre en az 9 kişi yaşamını yitirdi.

Şam buna "cezaevi isyanı" dedi. Hayatta kalan bir tutuklu ise 26 kişinin tutulduğu koğuşta yardım için yalvardıklarını, gardiyanların kapıyı açmadığını, üç arkadaşının gözlerinin önünde öldüğünü anlattı. Yangının nasıl çıktığı hâlâ resmi olarak açıklanmış değil.

Bir Kürt askeri devletin üniformasıyla kaçırılıp öldürülüyor, failleri yakalanmıyor. Onun için sokağa çıkanlar gözaltına alınıyor ve gözaltında yanarak can veriyor. Sonra herkesten "itidal" bekleniyor.

Teskin değil, hesap

Şam'dan beklenen bayrak töreni değil. Tabelayı sökenlerin, öğretmeni kaçırıp öldürenlerin, radyocuyu vuranların, Sipan'ı kaçırıp öldürenlerin isimleri ve yargılanmaları. Kobani cezaevinde o gece kapının neden açılmadığının bağımsız bir soruşturmayla ortaya çıkarılması.

Ve en önemlisi: Kürtlerin kanla kazandığı kazanımların kararnamelerle değil, anayasayla güvence altına alınması. Kürtçenin statüsü, Kürtlerin yerel yönetimlerdeki temsili, kültürel ve siyasal hakları anayasaya yazılmalı. Yerinden edilen Kürtlerin evlerinin, mallarının ve topraklarının kendilerine geri verilmesi de güvenceye bağlanmalı. Bir kararname bir gecede geri alınabilir, bir kürsü sözü ertesi gün unutulabilir. Anayasaya yazılmayan hiçbir hak, bir sonraki bayrak töreninde güvende değildir.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir; Rastinews'in yayın politikasıyla örtüşebilir de örtüşmeyebilir de. Rastinews, farklı görüşlere açık özgür bir platformdur.

PAYLAŞ

Yorumlar

Yorum yaz

SONRAKİ HABERLER