İÇERİĞE ATLA
GÜNDEM5 DK OKUMA

Süreç tıkanmadı, Kürt kamuoyu "tıkandı" denilerek hazırlanıyor

Devletin ağzından bugüne kadar tek bir "süreç tıkandı" cümlesi çıkmadı. Bu cümleyi her seferinde Kürt tarafı kurdu, her seferinde de ardından yeni bir adım geldi. İki yılı aşkın süredir yapılan şey bir piar çalışmasıdır.

PAYLAŞ
Süreç tıkanmadı, Kürt kamuoyu "tıkandı" denilerek hazırlanıyor

RastinewsSüreç tıkandı mı?

O halde soru şu. Neden durmadan "süreç tıkandı" başlıklı televizyon programları yapılıyor, toplantılar düzenleniyor, devlete çağrılar yapılıyor? Bunun adı Piar çalışmasıdır. Kamuoyuna dönem dönem süreç tıkanmış gibi gösterilir, ardından yeni bir adım atılmaya hazırlanır. Bütün mesele bu psikolojiyi kurmaktır.

27 Şubat metninden bu yana kaç kez "süreç tıkandı", beyanatı duyduk? Sayısız kez. Dikkat edin, bu beyanatların tamamı Kürt tarafından geldi. Devletin ağzından bugüne kadar hiçbir dönem "süreç tıkandı" diye bir cümle duymadık. Erdoğan da, bu süreci yöneten devlet aklı da aynı şeyi söylüyor. AKP Sözcüsü Ömer Çelik ve “Terörsüz Türkiye” Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş her çıktığında anlatılan hep aynı, süreç tıkır tıkır işliyor.

Kürt tarafı ise defalarca "süreç tıkandı", "bu sefer de tıkandı", "bu da olmazsa artık adım atmayız" dedi. Önce "gerillalarımızı Türkiye'den çektik, sıra devlette, adım atın" dendi. Devlet adım atmadı, ama süreç işledi. Ardından Zap Kampı boşaltıldı. Sonra Metîn’dan çekilin dendi. Sonra Türkiye'deki bütün güçlerinizi, özel birliklerinizi çekin dendi. Hareket Yönetimi üyesi Murat Karayılan da bütün güçlerin, özel birliklerin çekildiğini açıkladı.

Aslında devletin ve Öcalan’nın en başından beri anlaştığı bir konu var. 27 Şubat metninde belirtildiği gibi hiç bir şart ileri sürülmeksizin devlet ve millet ile bütünleşme sürecidir.

Örgütün bu adımları bir anda atması Kürt kamuoyunda tehlikeli bir kırılma yaratabilirdi, Öcalan'ın ve örgütün imajını zedeleyebilirdi. Bu yüzden süreç, kamuoyunu hazırlana hazırlana, sindire sindire yürütülüyor.

Bunu görmek için metinleri alt alta koymak yeterli. 27 Şubat metni, İmralı'dan daha önce kongreye gönderilen perspektif metni, Ağustos ayında yasalaşan 12 maddelik çerçeve yasanın içeriği, Öcalan'ın görüşme notları ve kamuoyuna yansıyan İmralı tutanakları. Bunlara Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un her pazar yazdığı yazıları ve devlet yöneticilerinin dönem dönem yaptığı açıklamaları da ekleyin. Karşımıza açık ve net bir fotoğraf çıkıyor. Bu fotoğraf, Öcalan'ın o süreçte devletle neyin üzerinde anlaştığına dair çok net veriler sunuyor.

Öcalan 27 Şubat metninde hiçbir ön koşul koymadan silah döneminin bittiğini söyledi. Silahlarınızı bırakın, siyasete dönün dedi. Peki bunu söyleyen bir lider, siyasete nasıl dönüleceğini, yolunu, yöntemini, teknik boyutunu devletle oturup konuşmamış mıdır? Muhakkak konuşmuştur. Bunu muhakkak konuşmuşlardır.

Dönem dönem şunu da görüyoruz. Öcalan'ın imajının zedelendiği her noktada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli araya giriyor. "Kurucu önder" cümlelerini kuruyor, Öcalan'ın görevini başarıyla yerine getirdiği mealinde beyanlarda bulunuyor. Öcalan'ın imajının dibe vurduğu bir dönemde Bahçeli çıkıp Kürt siyasetini Öcalan'ı dinlememekle suçladı. "Kurucu önderinizi dinlemek zorundasınız" dercesine konuştu. Öcalan'ın imajının zedelenmesine asla izin vermeyeceğine dair açıklamaları da var.

Peki neden? Çünkü PKK silahları bir anda bıraktığında Kürt kamuoyunun nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyorlar. Bu yüzden Kürt kamuoyunu yönlendiriyorlar. Önce "süreç tıkandı" deniyor. Süreç tıkandığında da "kurucu önder" sıfatıyla Öcalan devreye girip yolu açıyor, önü açıyor. Devlet bu süreçte Öcalan'ı sürekli bir aparat olarak kullanıyor ve Kürt kamuoyunu da buna hazırlıyor. Sanki yol her seferinde kapanıyor ve Öcalan o kapanan yolları açmak için yeniden sahneye çıkan aktör oluyor.

Bunun en çarpıcı itirafını DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan yaptı. Kar yağdığı günlerde Bakırhan, Kürt hareketini kapanan yolları açan bir kar küreme makinesine benzetmişti. Durum bu kadar açık ve net. Kürt hareketi, başkalarının yolunu açan bir iş makinesi olarak tarif ediliyor ve bunu söyleyen de Kürt siyasetinin kendisi.

Bugün yine "süreç tıkandı" deniyor. Oysa ortada ne tıkanma var ne kanma. Devletin ve Öcalan'ın birlikte karar aldığı, ama Hareket Yönetimi'nin bile işin arkasında neler döndüğünü tam olarak kavrayamadığı bir süreç yürüyor. Her "tıkanma" noktasında Öcalan devletle anlaştığı noktaları onlara hatırlatıyor ve sürecin önünü onların eliyle açtırıyor.

Öcalan burada son derece kurnazca, ikili bir politika izliyor. Devlet nezdinde kendi itibarını sürekli canlı tutuyor, yaptırım gücü olan bir lider olarak pozisyonunu koruyor. Kürt kamuoyunda ve Kürt hareketi içinde ise sıkışan her durumu kurtaran rolünü oynuyor. Süreç bu yüzden tıkır tıkır işliyor. Bunu açık ve net söylemek gerekiyor.

Peki diasporada bu kadar yoğun toplantılar neden yapılıyor? Son günlerde Nefes gazetesi yazarı Nuray Babacan'ın yazısında okuduklarımız bu sorunun cevabına ışık tutuyor. Babacan'ın kulis bilgilerine göre Öcalan İmralı'da kendisi için yapılan yeni konuta geçti. İçinde yer aldığı yapının adı da "Tasfiye Komisyonu".

Ben de bir gazeteci olarak aldığım duyumları burada sizinle paylaşmak isterim. Öcalan'ın konuta geçtiği doğru. Yanında hizmette bulunmak üzere aile fertlerinden birden fazla kişinin gittiği konuşuluyor. Yanına bir ekibin gittiği ve orada bir masanın kurulduğu da konuşulanlar arasında. Belçika masasının Süleymaniye'ye gidip orada beklediğini de biliyoruz.

Bunları şimdilik birer iddia olarak aktarıyorum. Kamuoyunda konuşulan bilgiler değil, bize yansıyan bilgiler. Ama bir yapıya konduğu söylenen isim bile her şeyi anlatıyor.

Kürtler bugün kırk yıllık bir mücadelenin sonunda hiçbir şey elde etmeden devletle entegrasyon süreci yürütüyor. Bu, Kürt kamuoyunun kolay kolay sindirebileceği bir şey değil.

Bahçeli'nin çağrısının üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçti. Bu iki yıl boyunca Avrupa'da ve Türkiye'de binlerce toplantı yapıldı, bütün siyasetçiler sahneye indi. İnsanlar salonlara toplandı, televizyon programları peş peşe yapıldı. Ve iki yıl sonra hâlâ aynı yerdeyiz. Hâlâ "süreç tıkandı" söylemi üzerinden toplum hazırlanmaya çalışılıyor. Çünkü iki yıla rağmen süreç bir türlü toplumsallaşmadı. Kamuoyunda istenen aşamaya, istenen kıvama gelmedi.

İstenen kıvama gelmeyen bir siyasetin dönüp vuracağı yer de belli. Hareketin kendisi ve Öcalan'ın kişiliği. Bu tehlikeyi göze almıyorlar, almak istemiyorlar. Bu yüzden mümkün olduğunca arkalarında Kürt kamuoyunun desteği varmış gibi bir tablo kuruyorlar. Bu yüzden herkes sahada. Bakıyorsunuz, bütün siyasetçiler ya Avrupa'da ya Türkiye'de, salon salon dolaşıyor.

Bu tabloda gözüme çarpan en dikkat çekici kısım ise Barış Anneleri. Beyaz tülbentli analarımız artık gençlik hareketlerinin toplantılarına bile taşınıyor ve en ön sıralara oturtuluyor.

Bu kadınları tanımak gerekiyor. Barış Anneleri, 1990'ların ortasında, savaşın en kirli yıllarında bir araya geldi. Çocukları ya dağdaydı, ya cezaevindeydi ya da toprağın altındaydı. Köyleri yakılmış, evlerinden sürülmüş, faili meçhullerin gölgesinde yaşamış kadınlardı. Beyaz tülbentlerini barışın simgesi yaptılar.

Kürt kamuoyunun en kritik, en kriz anlarında hep sokaktaydılar. Ankara'da oturma eylemleri yaptılar, sınıra yürüdüler, polis kalkanlarıyla itilip kakıldılar, gözaltına alındılar. 2000 yılında Başûr'daki iç savaşta arabuluculuk yapmak için yola çıkan bir heyetlerinin işkenceye maruz kaldığını Uluslararası Af Örgütü raporlarına geçirdi. Kızını mayında, oğlunu çatışmada yitiren 79 yaşındaki Sitti Ana, "örgüt propagandası" gerekçesiyle hapse gönderildi. Bu kadınların tülbentlerinde otuz yılın acısı var.

Şimdi bu anneler, sürecin vitrinine yerleştiriliyor. O halde bu yazıyı okuyan herkese soruyorum.

Tek kelime Türkçe bilmeyen bu analar komünal yaşamın ne olduğunu biliyor mu? Entegrasyonun ne olduğunu biliyor mu? Dünyadaki örneklerde entegrasyonun neye karşılık geldiğini biliyor mu? Rojava'da yaşanan entegrasyonun bilançosunu biliyor mu? Türkiye'deki entegrasyon nedir, Rojava'daki entegrasyon nedir, aralarındaki fark nedir, kendilerine bunu anlatan oldu mu?

Ve en önemlisi. Özgür Kürdistan bilinciyle dağa çıkan, cezaevlerine giren, toprağa düşen çocuklarının mücadelesi bugün neden "entegrasyon" adı verilen bir safhaya geldi? Bu soruyu o annelere soran oldu mu?

Cevabı okura bırakıyorum.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir; Rastinews'in yayın politikasıyla örtüşebilir de örtüşmeyebilir de. Rastinews, farklı görüşlere açık özgür bir platformdur.

PAYLAŞ

Yorumlar

Yorum yaz

SONRAKİ HABERLER