Erdoğan'ın elinden Xanî ödülü
Cumhurbaşkanlığı'nın Vefa Ödülü bu yıl Ehmedê Xanî’ye gitti. Ehmedê Xanî üç yüz küsür yıl önce Kürtlerin kendi hükümdarı olmadığı için Rom Arap ve Acem boyunduruğuna mahkum kaldığını yazmıştı. Bugün aynı Xanî'nin adına verilen ödül, Erdoğan'ın elinden alınacak. Ödülü Avesta Yayınları'nın sahibi Abdullah Keskin alacak.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, 29 Ekim'de açıkladığı 2026 Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nde Vefa Ödülü'nü 17. yüzyılda yaşamış Kürt şair ve düşünür Ehmedê Xanî'ye verdi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Xanî'yi "gönül ve fikir dünyamızın yıldızlarından" diye andı. Mesajda Xanî'nin Kürtlüğüne tek kelimeyle değinilmedi.
Habertürk yazarı Muhsin Kızılkaya'nın 1 Kasım'daki yazısına göre ödülü Aralık ortasındaki törende Avesta Yayınları'nın sahibi Abdullah Keskin alacak. Kızılkaya bunu Kürtçe ve Kürtçe yayıncılık için "muazzam bir gelişme" diye karşıladı. Cumhurbaşkanlığı bu bilgiyi henüz doğrulamadı.
"Ger dê me hebûya serfirazek"
Xanî, Mem û Zîn'in önsözünde Kürtlerin talihsizliğini tek bir eksikliğe bağlar. "Ger dê me hebûya serfirazek", yani başı dik bir hükümdarımız olsaydı. Birkaç beyit sonra o hükümdar olsaydı neler olmayacağını sayar.
"Xalib nedibû li ser me ev Rom / Nedibûne xirabeyê destê bûm"
Bu Rom bize galip gelmezdi, baykuşların elinde viraneye dönmezdik. Xanî'nin Rom dediği Osmanlı'ydı. Kürtler onun gözünde Osmanlı ile Safevi arasında sıkışmış, kendi kaderine sahip olamayan bir halktı.
Ulufe kapısında Xanî
Aradan geçen üç yüz küsür yıl çok şeyin değişmediğini söyleyenler az değil. Xanî'nin kaleme aldığı dil Türkiye'de hâlâ resmî dil sayılmıyor. Devlet okullarında anadilde eğitim yok, Kürtçe ancak seçmeli ders olarak okutuluyor.
Böyle bir tabloda Xanî adına verilen ödülün, Erdoğan'ın elinden alınacak olması Kürt kamuoyunda soru işaretleri doğuruyor. Osmanlı döneminde sultanın dağıttığı ulufeyle beylerin sadakati satın alınırdı. Bugün de Kürtler kendi şairlerine ancak Ankara'nın uzattığı elden vefa görebiliyor.
Xanî'nin "serfiraz" dediği şey, kendi şairini kendi kurumlarıyla, kendi dilinde onurlandıran bir halk olmaktır.
