İÇERİĞE ATLA
GÜNDEM3 DK OKUMA

Başlıksız taslak — 29.10.2026 19:06

PAYLAŞ

RastinewsŞengal’in güvenliği artık Bağdat’da.YBŞ Komutanlığı, 4 bin 165 savaşçısının Irak'ın güvenlik kurumlarına katıldığını açıkladı. Başbakanlık Askeri Sözcüsü Sabah en-Numan da bağımsız silahlı yapının sona erdiğini duyurdu.

Kürt kamuoyunun bir kesimi bu tabloyu "büyük kazanım" diye alkışladı. Bir başka kesim ise yalnızca birkaç mevzinin Bağdat'a geçtiğini düşünüyor. Oysa Şengal'de teslim edilen şey silahlardan ibaret değil.

Şengal’deki son gelişmeleri doğru okuyabilmek için öncelikle Şengalin bölgedeki stratejik önemini bilmek gerekir. Şengal, Başur ile Rojava arasındaki coğrafi bağlantı açısından kritik bir konumdadır. Burada kontrolün Irak ordusuna geçmesi, iki Kürdistan parçası arasındaki olası dayanışma ve karşılıklı destek imkânlarını sınırlandırabilecek bir gelişmedir.

Bugünü anlamak için 3 Ağustos 2014'e dönmek gerekiyor. IŞİD Şengal'e saldırdığında bölgede bulunan Peşmerge güçleri çekildi. Binlerce Êzîdî öldürüldü, binlerce kadın ve çocuk kaçırıldı. Birleşmiş Milletler bu suçları soykırım olarak tanıdı.

Dağa sıkışanlar için Rojava'dan bir koridor açıldı. PKK gerillaları ve YPG savaşçıları bu boşluğu doldurdu. YBŞ bu süreçte büyüdü ve ilk eğitimini Qamişlo'da aldı. Şengal'in Hewlêr'e olan güveni o ağustosta kırıldı. Bu gerçeği söylemeden yapılacak her eleştiri eksik kalır.

Kasım 2015'te Şengal IŞİD'den geri alınırken Peşmerge ile YBŞ aynı cephedeydi. Ortaklık uzun sürmedi. 3 Mart 2017'de Xanesor'da Roj Peşmergesi ile YBŞ çatıştı, yaklaşık 10 bin kişi bir kez daha yerinden edildi. Aynı yılın ekim ayında Kerkük'ün ardından Peşmerge Şengal'den de çekildi. Yerine Irak ordusu ve Haşdi Şabi girdi.

Bugünkü tablo, 9 Ekim 2020'de Kürdistan Bölgesi Hükümeti ile Bağdat arasında BM desteğiyle imzalanan Şengal Anlaşması'nın çarpıtılmış bir devamı. Anlaşma, Şengal'deki güvenlik yapısının yeniden düzenlenmesini ve PKK'nin bölgeden çekilmesini öngörüyordu. YBŞ'nin dağıtılması esas alınmamıştı. Bunu en çok isteyen de Hewlêr'di.

Anlaşma Şengal'i idari olarak Hewlêr'e bağlamıyordu. Bölgenin statüsü, 2017 referandumundan sonra diğer tartışmalı bölgeler gibi 140. maddenin belirsizliğine bırakıldı. PKK anlaşmaya uymadı. YBŞ silah bırakmadı ve çekilmedi. 2022'de Irak ordusuyla çatıştı. Bu arada bir kısmı Haşdi Şabi çatısı altında Bağdat'tan maaş almaya devam etti.

Altı yıl sonra gelinen noktada YBŞ dağıtılmadı. Silahları Irak üniformasıyla yeniden kuşandı. Karar da Hewlêr'in değil; İmralı'nın, Ankara'nın ve Bağdat'ın masasında verildi.

Bu gelişmeleri, 27 Şubat metninden bağımsız değerlendirmeyiz. Çünkü Metinde Öcalan ulus devlet, federasyon ve özerklik gibi siyasi modellerin Kürtler için uygun olmadığını savunuyor.

Kürtlerin bulundukları ülkelerde devletle milletle bütünleşmesini esas alıyor.

Bu tutum Kürtlerin siyasi geleceği açısından önemli sorular ortaya çıkarmaktadır.

Kürdistan Bölgesi Hükümeti İçişleri Bakanı Reber Ahmed, 13 Ekim'de federal hükümetin Hewlêr'le koordinasyon kurmadan hareket ettiğini söyledi. Bakan, bunun 2020 anlaşmasının ihlali olduğunu belirtti. Bu itiraz hâlâ yanıtsız.

Entegrasyonu savunanlar Peşmergeyi örnek gösteriyor. Irak ordusunda Kürtler de Araplar da görev yapıyor. Peşmerge de 2005 Anayasası'ndan bu yana Irak'ın savunma sistemi içinde tanınan bir güç ve Bağdat'la kurumsal ilişkisi var.

Ancak aradaki fark meselenin tam kalbinde duruyor. Peşmerge bu sisteme Kürdistan Bölgesi'nin kurumu olarak, Kürt kimliğiyle ve Hewlêr'in iradesiyle bağlı. YBŞ ise Hewlêr'i dışarıda bırakan, Êzîdîleri Kürtlerden ayrı bir topluluk olarak tanımlayan bir çerçeveyle doğrudan Bağdat'a ve Haşti Şabi bağlanıyor. Êzîdîler Kürt milletin bir parçası olmaktan çıkarılıp Bağdat’ entegre ediliyor. Tıpkı Rojava’nın Şam’a entegre edildiği gibi.

Entegrasyon sürecini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Siyasi yapıların yetkilerinin merkezî yönetime devredilmesi, Kürtlerin elde ettiği kurumsal kazanımların geleceğini tartışmalı hâle getirmektedir.

Asıl soru şu, PKK çizgisindeki yapıların bulundukları devletlerle bütünleşme ve entegrasyon Kürtlerin siyasi kazanımlarını koruyup korumadığıdır. Yoksa bu süreç, Kürtleri Kürt ve Kürdistanlı olma bilincinden koparan bir tasfiyeye mi dönüşüyor? Özgür bir halk olma, kendi devletini kurma iddiası silinip Kürtler sıradan bir azınlık topluluğuna mı indirgeniyor? Bir asırlık mücadeleyle kazanılan her şey entegrasyon ve bütünleşmenin içinde eriyip gidiyor mu?

PAYLAŞ

Yorumlar

Yorum yaz

SONRAKİ HABERLER