Kürdistan modelinden Türk modeline: Barrack Kürtleri unuttu, IŞİD unutmadı

RastinewsTom Barrack Roma'dan IŞİD'e karşı zafer ilan ederken Humus'ta işten dönen Alevi işçilerin kimlikleri soruluyordu. Peşmerge'nin ve SDG'nin binlerce şehidini tek kelimeyle anmayan bu zafer metni, Kürtler için büyük bir anlam taşıyor.
30 Eylül akşamı, Humus'un batısında, Misyaf Köprüsü'nde bir minibüs durduruldu. İçinde Hasiya'daki bir fabrikada çalışan mühendisler ve işçiler vardı. Mesaileri bitmiş, Fahel köyündeki evlerine dönüyorlardı.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre aracı durduranlar güvenlik görevlisi kılığına girmiş maskeli adamlardı. Önce kimlikleri kontrol ettiler, sonra ateş açtılar. Resmi rakam yedi ölü. Gözlemevi'ne göre yaralılardan biri de sonradan yaşamını yitirdi. Ölenlerin tamamı Aleviydi.
Kimlik sorulan yerde soru tektir: Kimsin? O köprüde verilen cevap, yaşamakla ölmek arasındaki farktı.
Şam yönetimi "bu suç cezasız kalmayacak" dedi. Mart 2025'te kıyıda 1.400'den fazla Alevi öldürüldüğünde de benzer cümleler kurulmuştu.
Roma'daki zaferde Kürtler yoktu
Aynı günlerde ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Roma'dan dünyaya bir zafer metni gönderdi. Doğal Kararlılık Operasyonu'nu "çağımızın büyük askeri seferlerinden biri" olarak andı. Zaferi Amerikalılara, koalisyon ortaklarına, Iraklılara ve Suriyelilere adadı.
Metinde Kürt yoktu. Peşmerge yoktu. SDG yoktu.
Oysa rakamlar ortada. Peşmerge Bakanlığı'na göre IŞİD'e karşı savaşta 1.687 Peşmerge yaşamını yitirdi, 9 binden fazlası yaralandı. SDG, Baguz'un düşmesinin ardından 11 binden fazla savaşçısını kaybettiğini açıklamıştı.
Kobanî sokak sokak savunulurken, Şengal'den kaçan Êzidîler dağa sığınırken, Hewlêr'in kapısına dayanan IŞİD durdurulurken o cephelerde kimin olduğunu Washington'dan daha iyi bilen yoktur. Barrack'ın unuttuğu şey bir ayrıntı değil, savaşın kendisidir.
Bu bir unutkanlık değil, bir tercih. Kürtlerin işi bitince adlarının da metinden çıkarılması, bu coğrafyada ilk kez yaşanmıyor.
IŞİD bitti mi?
Barrack "hilafet çökertildi" diyor. Toprak üzerindeki hilafet çöktü, doğru. Ama hilafeti doğuran zihin, örgüt ağı ve öfke yerli yerinde duruyor.
Şam yönetimi geçen hafta doğal gaz boru hattına yönelik sabotajların faillerinin IŞİD üyeleri olduğunu açıkladı. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, iki hafta önce tartışmalı bölgelerde IŞİD saldırısı yaşandığını kendisi söyledi. Örgütün Sahel kolu Nijer'de iki saldırıda 50'den fazla güvenlik görevlisini öldürdü.
Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, ABD'nin çekilmesini 2011 hatasının tekrarı olarak nitelendirdi. O yıl Amerikan askerleri Irak'tan çekilmiş, üç yıl sonra IŞİD Musul'u almış, Kürdistan sınırına dayanmıştı. Mesud Barzani de IŞİD'in hâlâ unutulmaması gereken korkutucu bir gerçeklik olduğunu yıllardır tekrarlıyor.
Kürdistani partilerin, Peşmerge Bakanlığı'nın, Hewlêr'deki her kurumun bu hafta aynı kelimeyi öne çıkarması tesadüf değil. Orta Doğu kaynayan bir kazan…
Rojava'da tablo daha da çıplak. SDG ve Özerk Yönetim, 25 Ağustos'ta Şam'da lağvedildi. Silahlar teslim edildi, savaşçılar orduya katıldı. Aleviler ise zaten hiçbir zaman kendi güvenlik gücüne sahip olmadı.
Şimdi soru basit: Yarın cihatçı gruplar yeniden silahlanıp köyleri basmaya başladığında bu halkları kim koruyacak? Misyaf Köprüsü'nde kimlik soranlar Kamışlı'nın, Kobanî'nin girişinde aynı soruyu sorduğunda kim karşılarına çıkacak? İnsanlar nereye gidecek?
Kürtler bu soruların cevabını tarihten biliyor. Cevabı bilmeyenler, soruyu hiç sormayanlar.
“Türk modeli" ne demek?
Tam bu tablonun ortasında Abdullah Öcalan'ın Êzidî toplumuna gönderdiği mesaj geldi. Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri'nin (YBŞ) Irak ordusuna katılmasını istedi ve Şengal için "Türk modeli gibi bir model" geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Gerekçesi şuydu: "Türkiye'deki sistem Irak'ta mevcut değil." Ardından şunu ekledi: "Ne Barzani ne de Araplar onlara yaşam hakkı tanır."
Öyleyse sormak gerekiyor: Êzidîlere ve Kürtlere önerilen bu "Türk modeli" tarihte ne anlama geldi?
Lozan'da azınlık yalnızca gayrimüslimler olarak tanımlandı, Kürtler ve Aleviler bu tanımın dışında bırakıldı. 1924 Anayasası, vatandaşlık bağıyla herkesi "Türk" olarak tanımladı. 1983'te çıkarılan 2932 sayılı yasa, Kürtçe yayını ve konuşmayı fiilen yasakladı. Yasak ancak 1991'de kaldırıldı.
Türk modeli demek asimilasyoncu ve inkarcı bir modelin tam kendisidir.
Êzidîler ise bu modelde hiçbir zaman ayrı bir kimlik olarak tanınmadı. Bugün Türkiye'deki Êzidî köylerinin büyük bölümü boş. Topluluğun büyük kısmı Almanya'ya göç etti.
Türk modeli, kâğıt üzerinde eşit vatandaşlık, pratikte ise kimliğin devlete teslimi demekti. Korunmanın bedeli, kim olduğunu söylememekti. Şengal'e önerilen model buysa, Êzidîlere yaşam hakkı değil, adsız kalma hakkı öneriliyor demektir.
Sıra Peşmerge'de mi?
Mesele yalnızca YBŞ değil. Fuad Hüseyin, Washington'da Peşmerge'nin "genel Irak kuvvetlerinin parçası" olduğunu ve Bağdat'ın Peşmerge'yi donatmaktan da sorumlu olacağını söyledi. Kâğıt üzerinde doğru, anayasada yazıyor. Ama anayasa Kürdistan'ın hava savunmasını da Bağdat'a bırakıyor ve o savunma bugün yok.
Peşmerge, Kürtlerin elinde kalan son kendi savunma gücüdür. SDG lağvedildi, YBŞ'nin Irak ordusuna katılması isteniyor. Peşmerge'yi Bağdat'ın emir komuta zincirine tamamen bağlamak, Kürtleri kendi kaderlerini belirleyemeyen bir halk hâline getirmek demektir.
1991'de Kürdistan'ı kurtaran, 2014'te Hewlêr'i ayakta tutan şey bir başkentin iyi niyeti değildi. Kürtlerin kendi elindeki silahtı.
Barrack, ABD Başkanı Donald Trump'ın görev bittiğinde "bölgenin geleceğini bölgenin kendisine teslim etme" özgüvenine sahip olduğunu yazdı.
Teslim edilen gelecek, hangi ellere teslim ediliyor? Misyaf Köprüsü'nde kimlik soranların ellerine mi, Hewlêr'e füze gönderenlerin ellerine mi, Şengal'de Êzidîlere yaşam hakkı tanımayacağı söylenenlerin ellerine mi?
Barrack Kürtleri unutabilir. IŞİD unutmadı. Unutmayacak.
Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir; Rastinews'in yayın politikasıyla örtüşebilir de örtüşmeyebilir de. Rastinews, farklı görüşlere açık özgür bir platformdur.
