MHP'li Feti Yıldız, çerçeve yasaya Atatürk döneminin af kanununu emsal gösterdi
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, süreç kapsamında çıkarılan 7595 sayılı Kanun'u 1933'teki Cumhuriyet'in 10. yıl affıyla karşılaştırdı. Yıldız'a göre Türkiye kendi koşullarına özgü bir model kurdu.

RastinewsMHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Kürt meselesine ilişkin süreçte Meclis'ten geçen ve kamuoyunda "çerçeve yasa" diye bilinen 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'la ilgili X hesabından açıklama yaptı.
Yıldız, yasanın sıradan bir mevzuat düzenlemesi gibi okunmaması gerektiğini söyledi. "Terörsüz Türkiye" sürecinde ülkenin kendi deneyimi ve devlet geleneğiyle şekillenen özgün bir "Türkiye Modeli" ortaya çıktığını ifade etti.
93 yıl önceki kanunu hatırlattı
Açıklamanın tarihi de dikkat çekiyor. Yıldız, bundan tam 93 yıl önce, 26 Ekim 1933'te kabul edilen 19 maddelik 2330 sayılı Kanun'u örnek gösterdi. Cumhuriyet'in 10. yılı vesilesiyle çıkarılan kanunla bazı suçlar takipsiz kalmış, bazı cezalar indirilmiş, bazı mahkûmiyetler kaldırılmıştı.
MHP'li yönetici, kanunun gerekçesinden de bir bölüm paylaştı. 1933 tarihli metinde, ceza almış kişileri yeniden topluma kazandırmanın yerinde olacağı yazıyordu.
Yıldız, 1933 kanununun bütün suçları kapsamadığına da dikkat çekti. Kanunun 15. maddesine atıf yapan Yıldız, affın belirli suç ve cezalarla sınırlı tutulduğunu aktardı. Kanunun hazırlanmasında Mustafa Kemal Atatürk'ün hükümete verdiği talimatın belirleyici olduğunu da söyledi.
FETİ YILDIZ'IN AÇIKLAMASI
Yıldız'ın paylaşımı şöyle:
"Terörsüz Türkiye sürecinde ülkemizin kendi tecrübesi, toplumsal gerçekliği ve devlet geleneğiyle şekillenen özgün bir 'Türkiye Modeli' oluşturulmuştur. Terörü bitirmeye matuf genel bir amaca yönelik 7595 sayılı Kanun analiz edilirken sadece pozitif hukuk sisteminde yer alan olağan bir mevzuat unsuru olarak görülemez ve o sınırlarda ele alınamaz.
26 Ekim 1933 tarihinde kabul edilen 19 maddeden oluşan 2330 sayılı Kanunun gerekçesinde zamanın şartlarının derin etkilerini ve özgün bir modeli görürsünüz. Kanunun ve gerekçesini kısaca hatırlatalım:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti 10. yılını kutlularken Türk inkılabının bu çok kısa bir devre içinde daima ileri atılışlarla elde ettiği ve bütün medeni dünyanın hayranlıkla gördüğü siyasi ve sosyal muvaffakiyetlere gurur ve iftiharla bakmaktadır. Memleketi dağınık bir enkaz halinde bulan Cumhuriyet, inkılabın tutuşturduğu faaliyetle bu kadar kısa bir zaman içinde memlekette yeni bir sosyal nizam yaratmış, hukuki ve iktisadi münasebetlerde tam bir denge tesis etmiş ve bu suretle Türk milletini layık olduğu şerefli mertebelere ulaştırmıştır. Bu yükseliş hareketleriyle daima ileriye koşan memleket, bugün birleşmiş bir kütle halinde, sakin ve gururlu,ümitle dolu olan istikbale doğru yürümektedir. Böyle mesut bir yıldönümünü kutlularken muhtelif sebep ve tesirlerle, ihtiras veya hatalarına kurban olmuş, kanuni cezalarla mahkûm bulunmuş kimseleri de düşünmek, onları bir kıymet olarak tekrar cemiyetin sinesine almak muvafık olur. Bu biçarelere karşı gösterilecek müsamaha, kendilerini temiz bir unsur olarak alacak olan cemiyet lehine bir hareket olduğu kadar memleketin haiz olduğu kuvvetin de bir delili olacaktır.”
Cumhuriyetin 10. Yılında çıkarılan Kanunun 15.maddesinde ifade edildiği gibi 28 Temmuz 1933 tarihine kadar işlenmiş ceza gerektiren tüm suçları değil bazı suçları kapsamaktadır. Başka bir ifadeyle, kısmi nitelikli, seçimlik şekilde belirlenmiş kimi suçların veya kimi cezaların ve hatta kimi davaların ismen metninde belirtildiği bir kanuni düzenlemedir.
Bu kanuna göre, bazı suçlar takipatsız kalmış, bazı cezalarda indirim yapılmış, bazı mahkumiyetler ortadan kaldırılmıştır. Kanunun hazırlanması ve kabul edilmesinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat hükümete verdiği talimatın etkili olduğu bilinmektedir."
