İÇERİĞE ATLA
GÜNDEM5 DK OKUMA

Koalisyon çekilirken Güney Kürdistan: Kürtlerin tek kazanımı kuşatma altında

PAYLAŞ
Koalisyon çekilirken Güney Kürdistan: Kürtlerin tek kazanımı kuşatma altında

RastinewsABD öncülüğündeki koalisyon iki gün sonra Irak’tan çekiliyor. Binin üzerinde füze ve SİHA saldırısı almış, dört bir yanı belirsizlikle çevrili Federe Kürdistan Bölgesi, Kürtlerin dört parçada elinde tuttuğu tek siyasi kazanım. Bu kazanımın geleceği yalnız Hewlêr’in değil, bütün Kürtlerin meselesi.

30 Eylül, Irak için bir takvim tarihi. Kürdistan Bölgesi için ise bir eşik.

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’taki askeri misyonu çarşamba günü sona erecek ve kalan birliklerin çekilmesi tamamlanacak. Aynı günlerde Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı, ABD’nin bölgeyi herhangi bir hava savunma sistemi bırakmadan terk etmesinin kaygı verici olduğunu açıkladı. Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani de bölgenin karşı karşıya olduğu güvenlik tehdidine dikkat çekti.

Peşmerge Bakanlığı’nın verilerine göre Federe Kürdistan Bölgesi, şubat sonunda başlayan ABD-İran savaşından bu yana binden fazla füze ve SİHA saldırısına hedef oldu. Enerji tesisleri, sivil alanlar, Peşmerge mevzileri ve Rojhilatlı Kürt muhaliflerin kaldığı kamplar vuruldu. Son saldırı bugün sabah Koye’deydi.

Barzani’nin hatırlattığı 2014

KDP lideri Mesud Barzani, Irak’ın el-Şarkiye kanalına verdiği röportajda, koalisyonun çekilmesinin ardından IŞİD’in yeniden sahneye çıkmayacağına dair hiçbir güvence bulunmadığını söyledi. Barzani, 2011’deki ABD çekilmesini ve ardından oluşan güvenlik boşluğunu hatırlattı; 2014’te Irak hükümetinin ABD, Avrupa ve NATO’dan yardım istemek zorunda kaldığını dile getirdi.

2014’te Musul birkaç gün içinde düştü, Irak ordusunun birlikleri dağıldı. Şengal’de Ezidi Kürtlere yönelik soykırım yaşandı. IŞİD’in Kürdistan Bölgesi’ne yöneldiği günlerde cephede savaşan temel güçlerden biri de Peşmerge’ydi.

Şimdi Irak’tan yeniden IŞİD haberleri geliyor. Irak Terörle Mücadele Servisi, koalisyonun çekilmesine günler kala Kerkük’te iki IŞİD mensubunun öldürüldüğünü duyurdu.

Mesud Barzani’nin işaret ettiği kaygının arkasında 2014’te yaşanan bu tablo var.

Peşmerge birleşti, tartışma bitmedi

21 Eylül’de KDP’ye bağlı 80 Birimi ile YNK’ye bağlı 70 Birimi’nin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirildiği resmen ilan edildi. Yıllardır parti yapılarına göre bölünmüş Peşmerge güçlerinin tek çatı altında toplanması önemli bir adım.

Ancak muhalefet, isim ve kurumsal yapıdaki değişikliğin parti komuta zincirlerini fiilen ortadan kaldırmadığını savunuyor. Dolayısıyla birleşmenin sahada nasıl işleyeceği önümüzdeki dönemde görülecek.

ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack birleşmeyi “herkes için harika” olarak nitelendirdi. Ardından Barrack’ın Peşmerge’nin Irak ordusuna katılmasını istediği iddiası yayıldı.

Barrack’ın sözlerinde başka bir ayrıntı var. Peşmerge’nin birleşmesinden söz ederken SDG’nin Şam’a entegrasyonunu örnek gösteriyor ve egemen bir devlette tek askeri yapı bulunması gerektiğini vurguluyor.

Peşmerge’nin geleceğinin hangi model üzerinden ele alınacağı sorusu tam da burada ortaya çıkıyor.

Rojava örneği göz önünde

Rojava’da on yılı aşkın sürede kurulan yapı, 25 Ağustos’ta SDG ve Özerk Yönetim’in lağvedildiğinin duyurulmasıyla Şam’a bağlandı. Kürt gençlerinin kanıyla elde edilen kazanımların ne olduğunu aşikar.

Peşmerge ile SDG’nin hukuki konumu aynı değil elbette.

Irak Anayasası, 2005’te Kürdistan Bölgesi’ni federal bölge olarak tanıdı. Bölgenin kendi güvenlik güçlerini bulundurma hakkı da anayasal güvence altında.

Fakat Rojava’da yaşanan süreç, uluslararası dengeler değiştiğinde sahadaki güç ilişkisinin ne kadar belirleyici olabildiğini bir kez daha gösterdi.

Bu nedenle Peşmerge’nin kendi komuta yapısını, silahlarını ve anayasal konumunu koruması yalnız askeri bir başlık değil. Doğrudan Kürdistan Bölgesi’nin federal statüsüyle ilgili.

Güney Kürdistan’ın çevresindeki çember

Güney Kürdistan’ın çevresindeki tablo rahat değil.

İran’la savaşın ateşi aylardır sınırı aşıyor. Suriye’de yeni düzenin nereye oturacağı henüz belli değil; IŞİD hücreleri de tamamen ortadan kalkmış değil. Bağdat ise silahlı grupları devlet denetimine alma sorununu henüz çözebilmiş değil.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin başlangıçta 30 Eylül olarak açıkladığı silahsızlanma takvimi, silahlı grupların itirazlarının ardından önce 90 günlük ateşkese, ardından kademeli silah teslimine dayanan daha uzun bir sürece dönüştü.

Türkiye’de ise “Terörsüz Türkiye” adı verilen süreç devam ediyor. Ankara’nın Irak ve Suriye Kürtlerine ilişkin siyasetinin bu yeni dönemde nasıl şekilleneceği Güney Kürdistan açısından doğrudan önem taşıyor.

Ekonomide de yeni hesaplar yapılıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Irak petrolünün Suriye üzerinden Baniyas’a ulaştırılması için kamyon ve boru hattı güzergâhlarını yeniden gündeme getirdi. Bağdat’ın üzerinde çalıştığı yeni hatlar uzun vadede Kürdistan Bölgesi’nin petrol taşımacılığındaki konumunu etkileyebilir.

Maaş meselesi ise Peşmerge’nin yıllardır karşı karşıya bulunduğu eşitsizliğin başka bir yüzü. Peşmerge Bakanı Şoreş İsmail’in verdiği rakamlara göre bir Irak askeri bugün bir Peşmerge’nin yaklaşık iki katı maaş alıyor.

Bir de algı savaşı var

Askeri ve ekonomik baskının yanında Kürdistan Bölgesi’ni hedef alan başka bir dil de giderek görünür hale geliyor.

Lübnan merkezli The Cradle, koalisyonun çekilmesine ilişkin yayınında Kürdistan Bölgesi’ni CIA ve Mossad’ın faaliyet alanı olarak nitelendirdi.

Bu yayın çizgisi, Güney Kürdistan’ı bölgede yalnızlaştıran söylemi daha da besliyor.

Eleştirilecek çok şey var

Kürdistan Bölgesi’nin kendi iç sorunlarını görmezden gelmenin anlamı yok. Yıllarca devam eden KDP-YNK bölünmüşlüğü, ekonomik sorunlar, yolsuzluk iddiaları, maaş krizi ortada.

Fakat başka bir gerçek daha var.

Dört parça Kürdistan içinde Kürt bayrağının resmî olarak dalgalandığı, Kürtçenin resmî dil olduğu, Kürtlerin kendi parlamentosunu seçtiği, kendi hükümetini kurduğu ve anayasal statüye sahip olduğu tek yer Federe Kürdistan Bölgesi.

Bu yapı bir günde ortaya çıkmadı.

1946’da Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nde general olan Mustafa Barzani’nin mücadelesinden 1961’de başlayan Eylül Devrimi’ne, 11 Mart 1970 Özerklik Anlaşması’ndan Enfal ve Halepçe’ye uzanan ağır bir tarihin içinden çıktı.

1991 ayaklanmasının ardından Bağdat’ın bölgeden çekilmesiyle Kürtler fiilen kendi kendilerini yönetmeye başladı. 19 Mayıs 1992’de ilk parlamento seçimleri yapıldı ve Kürdistan Bölgesel Hükümeti kuruldu.

2005 Irak Anayasası bu yapıyı federal bölge olarak tanıdı.

25 Eylül 2017’de yapılan bağımsızlık referandumunda seçmenlerin yüzde 92’den fazlası “evet” dedi. Referandum bağımsız bir devletle sonuçlanmadı. Ardından Kerkük’te yaşananlar Kürtler açısından ağır bir siyasi ve askeri kayıp oldu. Ancak sandıktan çıkan irade tarihe geçti.

Referandumun dokuzuncu yıl dönümü yalnızca üç gün önceydi.

Gözler Güney Kürdistan’da olmalı

30 Eylül’den sonra mesele yalnız Amerikan askerlerinin Irak’tan ayrılması olmayacak. Asıl mesele, koalisyonun geride nasıl bir güç dengesi bıraktığı.

Güney Kürdistan’ın parlamentosu var, hükümeti var, Peşmergesi var ve 2005 Irak Anayasası’yla tanınmış federal statüsü var. Bunların hiçbiri Kürtlere hediye edilmedi. Mahabad’dan Eylül Devrimi’ne, Enfal’den 1991 ayaklanmasına uzanan ağır bir tarihin ardından kazanıldı.

Elbette bu yapının yönetimi eleştirilebilir. KDP eleştirilebilir, YNK eleştirilebilir, hükümetin politikaları ve Peşmerge’nin yıllarca neden iki ayrı parti gücü halinde tutulduğu sorgulanabilir. Bunların hiçbiri Kürdistan Bölgesi’nin siyasi ve anayasal kazanımlarının değerini ortadan kaldırmaz.

Bugün sorulması gereken soru başka:

Koalisyon çekildikten sonra bu kazanımın güvenliğini kim sağlayacak ve Güney Kürdistan bir sonraki bölgesel pazarlıkta nerede duracak?

30 Eylül bu nedenle Bağdat’ın takviminde sıradan bir tarih değil.

Kürtler açısından yeni bir dönemin başlangıcı.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir; Rastinews'in yayın politikasıyla örtüşebilir de örtüşmeyebilir de. Rastinews, farklı görüşlere açık özgür bir platformdur.

PAYLAŞ

Yorumlar

Yorum yaz

SONRAKİ HABERLER