Adile Hanım: Öcalan’a karşı olmak yetmez: Kürtlerin fikre ihtiyacı var

RastinewsKürt siyasetinin belki de en büyük trajedilerinden biri, uzun yıllar boyunca kendi muhalefetini yaratamamış olmasıdır.
Yaklaşık yarım asırlık PKK tarihine baktığımızda güçlü bir örgüt, büyük bir toplumsal mobilizasyon, ağır bedeller, isyan, direniş ve savaş görüyoruz. Fakat aynı tarihin içerisinde kurumsallaşmış, kendisini koruyabilmiş ve Kürt toplumuna alternatif bir düşünce sunabilmiş güçlü bir muhalefet geleneği göremiyoruz.
Bu tesadüf değil.
PKK, kendi tarihi boyunca yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile mücadele etmedi. Aynı zamanda Kürt siyasal alanında büyük bir hegemonya kurdu. Örgüt içindeki itirazlar, ayrılıklar, tasfiyeler ve farklı Kürt hareketleriyle yaşanan çatışmalar bu tarihin en az konuşulan taraflarından biri oldu. Bazı hesaplaşmaların ölümle sonuçlandığı da biliniyor.
Bununla yüzleşmeden yeni bir Kürt siyasetinden söz etmek mümkün değildir.
Fakat bugün başka bir tehlikeyle karşı karşıyayız:
Geçmişte eleştiriye alan bırakmayan bir siyasal kültürün karşısında şimdi de kendisini yalnızca Öcalan karşıtlığı üzerinden tanımlayan bir muhalefet oluşuyor.
İşte benim itirazım tam olarak burada başlıyor.
Öcalan’ı eleştirmek kolay, yerine ne koyuyorsunuz?
Son iki yıldır televizyonları, YouTube kanallarını ve sosyal medyayı takip edin.
“Terörsüz Türkiye” adı verilen sürece kuşkuyla yaklaşan Kürtlerin önemli itirazları var. Bunların bir kısmına ben de katılıyorum.
Bu sürecin hukuki zemini nedir?
Kürtler ne elde edecek?
PKK silahlarını bıraktığında Kürt meselesi çözülmüş mü sayılacak?
Devlet Kürt meselesini demokratikleşme ve haklar meselesi olarak mı görüyor, yoksa yalnızca silahlı örgütün tasfiyesi olarak mı?
Suriye’deki Kürtlerin statüsü ne olacak?
SDG’nin Şam’a entegrasyonu Kürtlerin kazanımlarını güvence altına mı alacak, yoksa zaman içerisinde ortadan mı kaldıracak?
Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve siyasi varlığı nereye evrilecek?
Bunların tamamı meşru sorulardır.
Bunları soran insanlara “savaş istiyorlar”, “barış karşıtları”, “Kürt milliyetçileri” diyerek saldırmak ise tartışmayı öldürmekten başka bir işe yaramaz.
Ama burada muhaliflere de sorulması gereken bir soru var: Peki sizin öneriniz nedir?
Bir televizyon programından diğerine çıkıp Öcalan’ın yanlışlarını anlatmak Kürtlere siyasal perspektif kazandırmaz. Öcalan’ın tarih okumalarını eleştirebilirsiniz.
Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki değerlendirmelerini reddedebilirsiniz. PKK’nin geçmişini ağır biçimde eleştirebilirsiniz. Yeni sürecin Kürtlerin kazanımlarını tasfiye edeceğini de düşünebilirsiniz. Bunların hepsi tartışılabilir.
Fakat bütün bunları söyledikten sonra masanın üzerinde hâlâ aynı soru duruyor: Siz ne öneriyorsunuz?
Çünkü PKK artık eski PKK değil
Ortada görülmesi gereken yeni bir gerçeklik var.
PKK kendisini feshettiğini açıkladı. Silahlı mücadeleden çekilme yönünde bir süreç yürütülüyor. Dolayısıyla kırk yıldır Kürt siyasetinin merkezinde duran yapı tarihsel olarak başka bir aşamaya geçiyor.
O halde Kürt muhalefetinin de eski ezberlerinden çıkması gerekiyor.
PKK’nin olmadığı veya silahlı bir aktör olarak bulunmadığı bir dönemde Kürt siyaseti nasıl örgütlenecek? Asıl tartışma budur.
Çünkü bir siyasal hareket bütün varlığını karşı olduğu kişiye bağladığında, farkında olmadan kendi siyasetinin merkezine yine o kişiyi yerleştirir. Öcalan’a bağlı olanlar siyasetlerinin merkezine Öcalan’ı koyuyor. Öcalan karşıtları da bütün siyasetlerini Öcalan üzerinden kuruyorsa sonuçta iki tarafın siyasal merkezinde yine aynı kişi vardır.
Bu durumda bağımsız Kürt düşüncesi nerede?
Bu bağımlılığın bir bedeli var ve şimdiye kadar çok az konuşuldu.
Burada durup asıl meseleye gelmek istiyorum: bir siyasal geleneğin, muhalefetini “karşıtlık” üzerinden değil “alternatif” üzerinden kurması neden bu kadar zor oldu?
Bunun kolaycı bir açıklaması yok. Ama üç neden öne çıkıyor.
Birincisi, kırk yıllık silahlı mücadele döneminde siyasi alan fiilen daralmıştı. Devletin baskısı, örgütün iç disiplini, savaş koşullarının dayattığı aciliyet bunların hepsi bağımsız düşünce üretimini lüks haline getirdi. Bir halk hayatta kalma mücadelesi verirken kurumsal düşünce merkezleri kurmak ikincil bir mesele olarak görüldü. Bu anlaşılır bir tarihsel gerçeklik. Ama bugün artık bir mazeret olamaz.
İkincisi, Kürt aydını uzun süre “ya safındasın ya değilsin” ikiliğine hapsedildi. Ne tam içeride ne tam dışarıda durmaya çalışan, eleştirel ama kopmayan bir konum neredeyse imkânsız hale getirildi. Oysa her toplumsal hareketin gücü, tam da böyle “arada” duran, rahatsız edici sorular soran aydınlara ihtiyaç duymasından gelir. Bu sesler susturuldukça, geriye ya tam bağlılık ya da tam ret kaldı ortası boşaldı.
Üçüncüsü, ve belki en az konuşulanı: bağımsız düşünce kurumları maddi ve siyasi güvenceye ihtiyaç duyar. Bir düşünce merkezi, bir araştırma enstitüsü, bir akademik dergi bunlar uzun soluklu, finansmanı istikrarlı, siyasi baskıdan nispeten korunmuş yapılar gerektirir.
Kürt siyasetinin tarihi böyle bir istikrara pek izin vermedi. Ama diaspora artık bu istikrarı büyük ölçüde sunabilecek imkânlara sahip ve bu imkân bugüne kadar yeterince değerlendirilmedi.
Bu üç neden geçmişi açıklar. Bugünü açıklamaz. Çünkü bugün koşullar değişti.
Rojava bunun en ağır sınavıdır
Suriye’de bugün yaşananlar bu nedenle çok önemlidir.
Kürtler yıllarca IŞİD’e karşı savaştı. Binlerce insan hayatını kaybetti. Kuzey ve Doğu Suriye’de askeri, idari ve toplumsal kurumlar oluşturuldu.
Şimdi yeni bir dönem yaşanıyor. Şam merkezi otoritesini yeniden kurmaya çalışıyor. Kürtlerin askeri ve idari yapıları entegrasyon tartışmasının merkezinde. Türkiye Suriye’deki askeri ve siyasi nüfuzunu korumaya çalışıyor.
Peki Kürtlerin kırmızı çizgileri nedir? Entegrasyonun sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor? Kürtçe eğitimin statüsü ne olacak? Yerel yönetimlerin yetkileri ne olacak? Kürtlerin kendi bölgelerindeki güvenlik mekanizması nasıl şekillenecek? Anayasal güvence olacak mı, olacaksa nasıl?
Bunlara cevap vermeden “Öcalan Rojava’yı sattı” demek de “Öcalan ne yapıyorsa doğrudur” demek de siyaseten aynı derecede yetersizdir.
Çünkü iki cümle de bize yarının sabahında ne yapılacağını söylemiyor.
Tam da burada, bağımsız bir düşünce alanının somut karşılığı ortaya çıkıyor: Rojava’nın anayasal statüsüne dair üç dört farklı model üzerinde çalışan, bunları karşılaştıran, artı ve eksilerini kamuoyuna sunan bir kurum olsaydı, bugün bu tartışma “kim haklı kim haksız” düzeyinde değil, “hangi model daha uygulanabilir” düzeyinde yürüyor olurdu. Sorunun kendisi değişirdi.
Kürtlerin yeni bir masaya ihtiyacı var
Ben artık başka bir tartışmanın başlaması gerektiğini düşünüyorum.
O masanın başında bir lider bulunmak zorunda değil. Hatta bulunmamalı.
Akademisyen oturmalı. Gazeteci oturmalı. Öğrenci oturmalı. İşçi oturmalı. Esnaf oturmalı. Ev kadını oturmalı. Dindar Kürt oturmalı. Seküler Kürt oturmalı. Sosyalist oturmalı. Milliyetçi oturmalı. Feminist oturmalı.
PKK geleneğinden gelen de oturmalı, hayatı boyunca PKK’ye karşı durmuş olan da.
Türkiye’deki Kürt oturmalı, Rojavalı oturmalı, Irak Kürdistanı’ndan gelen ses de, Avrupa diasporasındaki genç de o tartışmanın parçası olmalı.
Birbirlerini ikna etmek zorunda değiller. Fakat birbirlerini susturmadan konuşmayı öğrenmek zorundalar. Çünkü demokratik siyaset zaten budur.
Ama bu masa kendiliğinden kurulmaz.
Bir çağrıyla, bir dilek ile ortaya çıkmaz. Somut adımlar gerektirir:
Bağımsız finansmanlı, hiçbir partiye bağlı olmayan araştırma enstitüleri kurulmalı tıpkı diğer halkların kendi ulusal meselelerini tartışmak için kurduğu düşünce kuruluşları gibi. Bu kurumlar tek bir kişinin ya da tek bir hareketin sözcüsü olmamalı; aksine birbiriyle rekabet eden, birbirini eleştiren birden fazla merkez olmalı. Çünkü tekil bir “resmi olmayan otorite” yaratmak, eski hegemonyayı yeni bir isimle sürdürmekten başka bir şey olmaz.
Üniversitelerde ve diasporada dağınık halde çalışan Kürt akademisyenler bir araya getirilmeli. Bugün dünyanın dört bir yanında konuyla ilgili çalışan yüzlerce akademisyen var ama aralarında sistemli bir bağ, ortak bir yayın alanı, ortak bir tartışma zemini yok denecek kadar az.
Kürtçe ve Türkçe yayın yapan, parti çizgisinden bağımsız, hakemli ya da en azından ciddi editoryal standartlara sahip yayın organları çoğaltılmalı.
Bugünkü medya ortamı ya taraf medyası ya da devlet medyası ekseninde şekilleniyor; üçüncü, eleştirel bağımsız bir alan neredeyse yok.
Kürtlerin kendi düşünce merkezleri nerede?
Buradan daha rahatsız edici bir soru sormak gerekiyor.
Milyonlarca insandan söz ediyoruz.
On binlerce üniversite mezunu, akademisyen, hukukçu, gazeteci, araştırmacı, sanatçı ve siyasetçiden söz ediyoruz.
Peki Kürtlerin bağımsız düşünce kuruluşları nerede?
Suriye’nin geleceğine ilişkin alternatif anayasa modellerini çalışan kurumları nerede?
Türkiye’deki Kürt meselesinin silahsız dönemini araştıran merkezleri nerede?
Dünyadaki özerklik, yerinden yönetim, federalizm ve azınlık hakları modellerini karşılaştıran akademik çalışmalar nerede?
Kürt gençlerinin önüne önümüzdeki yirmi yılı anlatan siyasal, ekonomik ve kültürel perspektif nerede?
Her kriz çıktığında bir liderin açıklamasını beklemek bir siyasal gelenek değildir. Bağımlılıktır.
Ve bu bağımlılık sadece Öcalan’a bağlı olanlarda bulunmuyor. Öcalan karşıtlığını siyasal kimliğe dönüştürenlerde de başka biçimde devam ediyor. Çünkü sürekli bir kişiye tepki vererek siyaset yapmak da, o kişinin gündemine mahkûm kalmak demektir. Gündemi hâlâ o belirliyor bu sefer olumsuz yönden.
Artık üçüncü bir alan gerekiyor
Kürtler Öcalancılık ile Öcalan karşıtlığı arasına sıkışmak zorunda değil.
Bunun dışında büyük bir siyasal alan var.
Eleştirel ama inkârcı olmayan. Barışı savunan ama önüne konulan her metni alkışlamayan. Silahlı mücadeleyi geride bırakmayı savunan ama Kürt meselesinin silahların bırakılmasıyla ortadan kalkmadığını bilen.
Rojava’yı romantikleştirmeyen ama orada ortaya çıkan kazanımların korunmasını isteyen. Türkiye’de birlikte yaşamı savunan ama bunun eşitlik olmadan mümkün olmayacağını söyleyen. Kürt tarihini sahiplenen ama kendi tarihindeki yanlışlarla da yüzleşebilen bir alan.
Kürtlerin asıl ihtiyacı budur. Yeni bir lidere değil, yeni bir düşünce iklimine ihtiyaç var.
Bu iklim gökten inmeyecek. Kurulacak. Ve kurulması, bir çağrı yazısından çok daha fazlasını sabırlı kurumsal emek, uzun soluklu finansman, birbirini susturmayan ama birbirini de idealize etmeyen bir tartışma kültürünü gerektiriyor.
Çünkü önümüzdeki dönem silahların değil fikirlerin dönemi olacaksa Kürtlerin buna hazırlanması gerekiyor.
Kırk yıl boyunca silahlı mücadelenin gölgesinde siyaset yapıldı. Önümüzdeki kırk yılın da bir kişinin gölgesinde ister bağlılık ister karşıtlık biçiminde olsun geçirilmesi gerekmiyor.
Öcalan eleştirilebilir. PKK eleştirilebilir. Barzani eleştirilebilir. DEM Parti eleştirilebilir. Rojava yönetimi eleştirilebilir. Bütün Kürt siyasi aktörleri eleştirilebilir.
Ama eleştirinin sonunda ortaya bir fikir koyamıyorsanız yalnızca başka birinin siyasetinin etrafında dönüyorsunuz demektir.
Kürtlerin bugün ihtiyacı olan şey bir karşıtlık değil, bir gelecek tasavvurudur. Ve bu tasavvur, tek bir yazıyla, tek bir çağrıyla değil; kurumla, süreklilikle ve sabırla inşa edilir.
Belki de artık soruyu değiştirme zamanı geldi.
Öcalan ne yapacak değil; Kürtler ne yapacak ve bunu hangi kurumla, hangi zeminde tartışacak?
Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir; Rastinews'in yayın politikasıyla örtüşebilir de örtüşmeyebilir de. Rastinews, farklı görüşlere açık özgür bir platformdur.
