Abdullah Kıran: Birleşik Krallığın Üniter Modeli ve Kürt Meselesi
İngiltere'de ne İskoç ne Gallerli "Ben İngiliz'im" demek zorunda. Kendi parlamentosu, bayrağı ve milli takımı olan uluslar tek çatı altında yaşıyor. Birleşik Krallık'ın "hukuken üniter, fiilen federal" modeli, Türkiye'de Kürt meselesinin çözümünde neden örnek alınamasın?

Rastinews1995 yılında birkaç aylık bir İngilizce kursu için İngiltere’ye gitmiştim. Gideceğim kurs Wales (Galler) bölgesindeydi. Londra’dan Birmingham ve Chester rotası üzerinden Galler sınırına doğru ilerlerken, "sınır" geçişinde devasa "Welcome to Wales / Croeso i Gymru" tabelası ve Kırmızı Ejderhalı (Y Ddraig Goch) Galler Bayrağı'nı görünce çok şaşırmıştım. Zira ben Birleşik Krallığı üniter bir devlet olarak biliyordum ve üniter bir yapı içinde farklı halklar ve ulusların milli bayraklarını kullanmalarına izin verilmez diye düşünüyordum. 31 yıl sonra, Eylül ayı ortalarında Dublin’den Belfast’a otobüs ile gidip geldiğimde, Birleşik Krallığın üniter modelinin Kürt meselesinin çözümü yolunda bir model olabilir mi düşüncesiyle bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.
Öncelikle kavram kargaşasını önlemek amacıyla bir konuya açıklık getirmemiz gerekiyor. Büyük Britanya ve Birleşik Krallık adları sık sık karıştırılmaktadır. Birbirlerine çok yakın olan bu adlandırmalar tam anlamıyla aynı şeyi ifade etmezler. Birleşik Krallık, uluslararası hukukta tanınan egemen devletin adıdır. Bu devletin resmî adı Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı'dır (United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland). Birleşik Krallık; İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan meydana gelmektedir. BM nezdinde, uluslararası anlaşmalarda, devletlerarası ilişkilerde, vize/pasaport işlemleri ve haritalardaki siyasi sınırlar tanımlanırken Birleşik Krallık adı kullanılır. Zaman zaman Birleşik Krallık kavramıyla karıştırılan Büyük Britanya ise coğrafi bir terimdir; Avrupa kıtasının kuzeybatısında yer alan adayı tanımlamak için kullanılır.
Büyük Britanya, ada üzerinde yer alan İngiltere (England), İskoçya (Scotland) ve Galler (Wales) adlı üç ülkeden meydana gelmektedir. Birleşik Krallık ise bu üç ülkeye ek olarak Kuzey İrlanda’yı da içine almaktadır. Birleşik Krallığı meydana getiren ülkelerin nüfuslarına baktığımızda, İngiltere’de 57 milyon, İskoçya’da 5.5 milyon, Galler’de 3.2 milyon ve son olarak Kuzey İrlanda’da 1.9 milyon insanın ikamet ettiğini görmekteyiz. Kısacası Birleşik Krallığın 70 milyona yakın bir nüfusa sahip olduğu görülmektedir.
Birleşik Krallığın Siyasi Yapısı
Birleşik Krallık, anayasal monarşi ile yönetilen üniter bir devlettir. Dışarıdan bakıldığında üniter bir devlet olarak görülür; ancak Türkiye gibi klasik üniter yapılara benzemez. Son 20-30 yılda hayata geçirilen geniş kapsamlı yetki devri (devolution) süreçleriyle Birleşik Krallık kendine özgü, esnek ve kademeli bir yönetim modeli benimsemiştir. Anayasal çerçeve bağlamında Birleşik Krallık şöyle bir yapıya sahiptir:
Anayasal Monarşi ve Parlamenter Demokrasi: Monarşi kavramı, genellikle tek kişinin yönettiği krallık rejimleri için kullanılır. Ancak Birleşik Krallık, ta 1215’teki Magna Carta’dan beri Kralın mutlak yetkilerle yönettiği bir ülke değildir. Özellikle 1648 ve 1688 devrimleri, yalnızca İngiliz tarihinin değil, modern Batı siyaset düşüncesinin ve anayasal devlet anlayışının da en önemli dönüm noktaları oldular. 1648 Devrimi, krallık rejimine karşı kanlı ve radikal bir darbeydi, ancak 1688 Devrimiyle kan dökülmeden uzlaşmacı bir anayasal sistem oluşturuldu. Günümüzde, devletin başında sembolik yetkilere sahip bir Hükümdar (bazen Kral, bazen Kraliçe) bulunmasına rağmen, yürütmenin başı Başbakan’dır.
Egemenlik İlkesi: Birleşik Krallık anayasal düzeninin temel taşı "Parlamento Egemenliği" (Parliamentary Sovereignty) ilkesidir. Yasal olarak tek nihai egemen güç, Londra'daki (Westminster) Birleşik Krallık Parlamentosu'dur. Birleşik Krallık Parlamentosu çift kamaralı bir yapıya sahiptir ve yasama organı Avam Kamarası (House of Commons) ile Lordlar Kamarası (House of Lords) olarak ikiye ayrılmıştır. Avam Kamarası; yasa çıkarma, hükûmeti kurma ve denetleme, bütçe ve finans yetkisi gibi alanlarda salahiyet sahibidir. Lordlar Kamarası ise danışma niteliğinde bir kamaradır. Avam Kamarası'ndan gelen yasa tasarılarını hukuki ve teknik açıdan detaylıca inceleyerek yasaların kalitesini artırıcı tavsiyelerde bulunur. Avam Kamarası'nın çıkardığı yasaları tamamen reddedemez; ancak yürürlüğe girmesini en fazla 1 yıl geciktirebilir ve bu anlamda bir fren ve denge görevi üstlenir. Avam Kamarası, 650 seçim bölgesinden dar bölge çoğunluk sistemiyle (First Past the Post) meclise seçilen 650 milletvekilinden oluşur ve sayısı sabittir. Lordlar Kamarası'nın sabit bir üye sayısı sınırı bulunmamaktadır; günümüzde aktif üye sayısı yaklaşık 780-800 civarındadır.
Yetki Devri (Devolution) Sistemi
Birleşik Krallık’taki üniter yapı, 1997’den bu yana köklü değişikliklere uğramıştır. Yapılan referandumlar ve yasalarla İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya kendi parlamento ve hükûmetlerini kurma yetkisi verilmiştir. Londra'daki Birleşik Krallık Parlamentosu'nun yanı sıra artık İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da da ülke parlamentoları bulunmaktadır. Bu parlamentoların yapısı şöyledir:
İskoçya (İskoç Parlamentosu - Holyrood): Geniş yetkilere sahip bölgesel bir yönetimdir. Eğitim, sağlık, yargı ve çevre konularında yetkilere sahiptir. Vergilendirme yetkilerinin bir kısmı ve yerel yönetimler İskoç Hükûmeti’nin kontrolündedir.
Galler (Galler Parlamentosu - Senedd): Sağlık, eğitim, kültür, tarım ve çevre gibi alanlarda yasama yetkisine sahiptir. Galler Hükûmeti'nin son yıllarda vergilendirme yetkileri de genişletilmiştir.
Kuzey İrlanda (Kuzey İrlanda Meclisi - Stormont): Katolik ve Protestan toplumlar arasında güç paylaşımına dayalı özel bir yönetim yapısına sahiptir. Adalet, polis teşkilatı, eğitim ve sağlık gibi alanlarda yetki sahibidir. Örneğin, yerel güvenliğin sağlanmasından sorumlu olan Kuzey İrlanda Polis Teşkilatı (Police Service of Northern Ireland - PSNI) ve teşkilatın başındaki Emniyet Müdürü (Chief Constable) Birleşik Krallık merkezi hükûmeti tarafından değil, Kuzey İrlanda Polis Kurulu (Northern Ireland Policing Board) tarafından atanıyor. Bu atama kararını Londra değil, Kuzey İrlanda Özerk Hükûmeti'nin Adalet Bakanı (Department of Justice) onaylıyor.
Birleşik Krallık’ta bölgesel parlamentolar sağlık hizmetleri, eğitim ve öğretim, yerel ulaştırma ve altyapı, çevre ve tarım, yargı ve içişleri (İskoçya & K. İrlanda) alanlarında karar alma yetkisine sahiptirler. Bununla birlikte Londra Parlamentosu; dış politika ve uluslararası ilişkiler, savunma ve ulusal güvenlik, makroekonomi ve para politikası, anayasal işler ve vatandaşlık, göç ve sınır güvenliği alanlarında salahiyet sahibidir.
Birleşik Krallığı meydana getiren her ülke kendi hükûmetine sahip olmasına rağmen, yine de federal değil, üniter bir yapı olarak bilinmektedir. ABD veya Almanya gibi federasyonlarda, federasyona üye her bir federe devletin anayasa ile güvence altına alınmış özerk egemenlikleri bulunmaktadır. Merkezi hükûmet, bu federe yapıların yönetim ve egemenlik haklarını ellerinden alamaz. Birleşik Krallık’ta ise bölgesel parlamentoların gücü merkezi parlamentodan türetilmiştir; Westminster teorik olarak bu yetkileri değiştirme veya geri alma hakkına sahiptir. Birleşik Krallık’taki yetki devri asimetrik bir yapıya sahip olduğu için sistem üniter olarak kabul edilmektedir.
Birleşik Krallığın Üniter Modeli Kürt Meselesine Uygulanabilir mi?
Birleşik Krallık modeli hukuken üniter olsa da fiilen federal bir modeldir. Hukuki olarak Westminster, parlamenter egemenliğe (Parliamentary Sovereignty) sahiptir ve devrettiği yetkileri geri alabilir. Ancak siyasi realite açısından meseleyi ele aldığımızda, Westminster'ın İskoçya veya Galler Meclisini tek taraflı olarak feshetmesi veya yetkilerini ellerinden alması artık neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Üstelik 2016 İskoçya Yasası ile yetki devri güvence altına alınmıştır. Bu fiili realiteden dolayı Anayasa hukukçusu K. C. Wheare, Birleşik Krallık modelini "Hukuken Üniter, Fiilen Federal" şeklinde tanımlamaktadır.
Siyaset bilimciler Stein Rokkan ve Vernon Bogdanor, asimetrik yetki devri esasına dayalı Birleşik Krallık modelini "Birlik Devleti (Union State)" şeklinde kavramsallaştırmışlardır. Birleşik Krallık'taki yapı, üniter bir "tek ulus" yaklaşımını reddederek dört ayrı tarihsel ve siyasal ulusu tek bir egemen çatı altında bir araya getirmiştir. İşte bundan dolayı Birleşik Krallık için "Pluri-National State" (Çok-Uluslu Devlet) de denilmektedir. Birleşik Krallık, Anayasa hukuku açısından "Anayasal gelenekleri üniter, siyasi uygulaması ve idari yapısı asimetrik ve yarı-federal olan bir Birlik Devleti (Union State)" şeklinde tanımlanmaktadır.
Türkiye’de Kürt meselesinin siyasi çözümünden söz ettiğimizde, hele bir de özerklik veya federasyon gibi kavramlar gündeme geldiğinde, pek çok insan derhal tepki göstererek özerk veya federal bir sistemin ülkeyi bölmeye götüreceğini dile getirmektedir. Kürtlerin dilleri ve kültürlerini yaşatmalarına olanak sağlayacak bir siyasi çözüm üretmeden Kürt meselesi bitmez ve her durumda da iç ve dış istismara açık bir yara olarak kalır. Türkiye, Kürtlerin yerelde kendilerini yönetecek, dilleri ve kültürlerini yaşatacak bir siyasi çözüm modeli geliştirebilir. Farklı ulusal ve dinsel azınlıkların bulunduğu pek çok ülke, tek bir merkezden yönetimi esas alan katı üniter anlayışı geride bıraktılar.
Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand, 1981'de “Fransa'nın kurulabilmesi için geçmişte güçlü ve merkeziyetçi bir iktidara gereksinim duyulmuştur. Bugün ise, Fransa’nın dağılmaması için siyasal iktidarın ağırlıklı olarak yerel yönetimlere bırakılması zorunlu hale gelmiştir” diyordu.
Elbette ki bir ülkedeki siyasi model birebir diğer bir ülkeye uymayabilir; her ülkenin kendisine has somut koşulları vardır. Kanımca Birleşik Krallığın "hukuken üniter, fiilen federal" şeklindeki Birlik Devleti (Union State) modeli, Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünde örnek alınabilir. Bu modelin, 14. yüzyılın ikinci yarısından 19. yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık 500 yıl boyunca uygulanan Osmanlı eyalet sistemine benzediğini unutmayalım. Osmanlı eyalet sistemi, Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman dönemlerindeki fetihlerle altın çağını yaşayacaktır. Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa’daki yeni topraklar eyaletlere dönüştürülecek, Diyarbekir, Budin, Cezayir-i Bahr-ı Sefid vb. eyaletlerle 16. ve 17. yüzyıllarda eyalet sayısı 30'un üzerine çıkacaktır. Osmanlı eyalet sistemi veya Birleşik Krallık modeli gibi uygulamalar hayata geçirildiğinde, inkâr ve asimilasyon ortadan kalkar ve Türkiye, Osmanlı’dan beri uğraşmak zorunda kaldığı bu sorunu kardeşlik hukuku ekseninde çözüme ulaştırabilir.
Eğer uygulanabilseydi, Kürtlere yerelde özerklik hakkını tanıyan Türkiye Cumhuriyetinin kurucu anayasayı olan 1921 Anayasası da Osmanlı eyalet sistemi ve Birleşik Krallık modellerinden uzak değildi.
Birleşik Krallık’ta ne bir İskoçyalı, ne bir İrlandalı ve ne de bir Gallerli "ben İngiliz’im" demez ve devlet kimseye "İngiliz" kimliğini dayatmaz. İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler’deki coğrafi yerlerin adları değiştirilmemiştir. Aslında İngilizler modern sömürgeciliğin babası sayılır, ancak sahip oldukları köklü devlet geleneği sayesinde, egemenlikleri altında yaşayan diğer halklarla sorunlarını çözme noktasında gerekli esnekliği sağlayabilmişlerdir. Henüz imparatorluk iken bile, egemenlikleri altındaki halkların gönlünü kazanma yolunda, kimi jestler yapmaktan da geri durmamışlardır. Örneğin Birleşik Krallık’ta, Galler Prensi unvanı tahtın kesin varisi için kullanılır. İngiltere Kralı I. Edward, 1282’de Galler’i fethedip bölgeyi İngiliz tacına bağladıktan sonra, 1301 yılında oğlu Edward’a (sonraki Kral II. Edward) Galler Prensi unvanını verdi ve o günden beri Galler Prensi, tahtın kesin varisidir.
Birleşik Krallık’ta diğer halklar ve ulusların eşit statüde kabul edilmesinin güzel bir örneği de İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda futbol takımlarının uluslararası turnuvalara 4 farklı milli takımla katılma hakkına sahip olmalarıdır.
Osmanlı devlet geleneğinde de egemenlik altındaki halklar ve ülkeler hor görülmez, inkâr edilmez ve imparatorluğun büyüklük ve azametinin övünç kaynağı olarak kabul edilirdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı I. François’ya 1526 yılında gönderdiği ünlü fermanda şöyle yazar: "Ben ki... Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarlarının ve Yemen’in ve dahi nice memleketlerin Sultanı ve Padişahı Sultan Süleyman Han'ım."
Kürdistan’daki beyliklerin 1514 yılında, Çaldıran Savaşı’ndan sonra Osmanlıya katılması, İskoçya’nın 1707’de İngiltere ile birleşerek "Büyük Britanya Krallığı" (Kingdom of Great Britain) adı altında tek bir üniter devlette birleşmesine benzemektedir. Her iki birleşme de gönüllü ve rızaya dayalıdır. Yani ne İskoçya işgal edilerek Britanya’ya bağlanmış, ne de Kürdistan işgal edilerek Osmanlı egemenliğine girmiştir. Kürdistan beyleri iç işlerinde tamamen özerk bir yapıya sahiptiler. Osmanlı devleti ölen bir Kürt beyinin yerine merkezden atama yapmıyordu. II. Mahmut döneminde Kürt beylikleri tek taraflı olarak ortadan kaldırılıp merkeze bağlanmak istenince Kürt meselesi başlamış oldu.
Birleşik Krallık, uzun yıllar boğuşmak durumunda kaldığı Kuzey İrlanda meselesini 10 Nisan 1998 tarihinde Belfast'ta imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması'yla çözüme kavuşturdu. Türkiye’nin de Kürt meselesini çözüme kavuşturacak bir Hayırlı Cumaya ihtiyacı var. Ancak İrlanda meselesinin çözümünden de anlaşılacağı üzere, Kürtlerin dili, kültürü ve tarihsel miraslarının anayasal güvence altına alınmadığı, statüsüz bir entegrasyon, Kürt meselesini kardeşlik ekseninde bir çözüme kavuşturamaz.
