Aynı günlerde iki seçim mesajı: Bahçeli sandığı Erdoğan'a bağladı, Karasu "devlete zarar verir" dedi
MHP lideri Devlet Bahçeli, Erdoğan'ın yeniden adaylığı için Meclis'ten seçim kararı isterken, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu da devletin adımları geciktirip süreci seçim takvimine göre zamanladığını söyledi. Karasu, "Bu konuyu seçime endekslemek doğru bir siyasi anlayış değildir. Bu, devlete zarar verir" dedi. Karasu'nun sözleri, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden aday olabilmesi için Meclis'ten "seçimlerin yenilenmesi" kararı istediği günlere denk geldi. Biri süreci seçime endekslemeye karşı çıkarken diğerinin seçim formülü 360 oyluk eşik nedeniyle süreci ve DEM Parti'yi doğrudan sandık hesabının merkezine yerleştiriyor.

RastinewsKCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber televizyonunda gündemi değerlendirdi. Karasu, "Terörsüz Türkiye" olarak da anılan sürecin seçim hesabına bağlandığı yönündeki değerlendirmelere ilişkin, "Bu konuyu seçime endekslemek doğru bir siyasi anlayış değildir" dedi.
Karasu'nun sözleri, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden aday olabilmesi için Meclis'ten "seçimlerin yenilenmesi" kararı istediği günlerde gündeme geldi. Bahçeli'nin formülünün gerektirdiği 360 oyluk eşik, süreci ve DEM Parti'yi doğrudan sandık hesabının merkezine yerleştiriyor.
"Devlet bundan zarar görmez mi?"
Karasu, iktidarın süreçte adım atmayarak zamanlamayı seçime göre ayarladığı yönünde kuşkular bulunduğunu söyledi. "Evet, iktidarın seçim şeyi olabilir. Onun için adım atmıyor olabilir" diyen Karasu, Türkiye'yi yönetmek isteyen partilerin böyle bir hesap yapamayacağını belirtti.
Çözümsüzlüğün ve zamanlamayla oynamanın ne sonuç doğuracağının bilinmediğini ifade eden Karasu, "Bu, devlete zarar verir. Devlet bundan zarar görmez mi?" diye sordu.
Muhalefetin her seçim öncesinde Kürt hareketi ile iktidar arasında seçim pazarlığı yapıldığını öne sürdüğünü hatırlatan Karasu, "Utanın artık. Her seçim öncesi söylediklerinizin yalan olduğu ortaya çıktı" dedi.
Ortadoğu'da neyin ne zaman gelişeceğinin bilinmediğine dikkat çeken Karasu, şöyle konuştu: "Eğer Türk devleti veyahut da iktidar bu işi seçim oyunu, taktik oyunu, oyalama yapıyorsa, demek ki yüzyıldan hiçbir ders çıkarılmamış."
"Öcalan'ın sesini kamuoyu duymalı"
Karasu, sürecin ilerlemesi için İmralı'da tutulan Abdullah Öcalan'ın konumunun değişmesi gerektiğini söyledi. Öcalan'ın koordinatörlüğünü yapacağını belirttiği Barış ve Siyasallaşma Kurulu'nun hâlâ çalışmadığını ifade eden Karasu, "Bu kurul niye çalışmıyor?" diye sordu.
Öcalan'ın Türkiye kamuoyuna, siyasi partilere, basına ve dünyaya doğrudan seslenebilmesi gerektiğini belirten Karasu, "Herkes her gün Önderlik adına birileri bir şeyler söylüyor. Önderliğin sesini, basının duyması, kamuoyunun duyması gerekiyor" dedi.
Karasu, Öcalan'ın 2012-2013 döneminde benzer bir tabloyu "boş bir havuz var, bana yüz diyorlar" sözleriyle anlattığını hatırlattı. "Baş müzakereci" olarak tanımladığı Öcalan'ın çalışma koşullarının hızla değişmesi gerektiğini vurguladı.
"Hepsi kâğıt üzerinde kaldı"
Karasu, 10 Ağustos'ta Meclis'ten geçen çerçeve yasanın ardından iki ay geçmesine rağmen somut bir ilerleme olmadığını söyledi. Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdıklarını ve bunun gereklerini yerine getirdiklerini belirten Karasu, "Adımlar hep tek taraflı olmuştur" dedi.
Meclis'te komisyonun kurulduğunu, raporun sunulduğunu ve yasanın çıktığını hatırlatan Karasu, "Ama bunlar hepsi kâğıt üzerinde kaldı" ifadesini kullandı. Kurulların ve Meclis izleme mekanizmasının ne yaptığının kamuoyuyla paylaşılmadığını belirterek "Bu kadar gizli kapaklı da bu iş olmaz" dedi.
Karasu, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "adım atılırsa biz de atarız" yönündeki sözlerine de yanıt vererek gerekli adımları kendi taraflarının zaten attığını söyledi. Kayyımların ve muhalefete yönelik tutuklamaların sürdüğüne dikkat çeken Karasu, Meclis'in "özgürlük yasaları" çıkarması gerektiğini, muhalefetin de yalnızca iktidarı eleştirmekle yetinmeyip sorumluluk alması gerektiğini ifade etti.
"Entegrasyon devletin politikalarını kabul etmek değil"
Karasu, "demokratik entegrasyon" kavramının yanlış anlaşıldığını belirtti. Entegrasyonun yerel demokrasinin tanınması ve Kürtlerin dili, kültürü ve kimliği önündeki engellerin kaldırılması anlamına geldiğini söyleyen Karasu, "Entegrasyon öyle gidip şimdiye kadar Türk devletinin uyguladığı politikaları kabul etmek değildir" dedi.
Ayrı bir ulus devlet hedefinden vazgeçtiklerini ancak Kürtlerin temel demokratik haklarından vazgeçmediklerini belirten Karasu, demokratikleşmenin Aleviler, kadınlar ve emekçiler dahil bütün kesimler için talep edildiğini söyledi.
Rojava'da Kürtçe eğitimin haftada üç saatle sınırlandırılmasına da değinen Karasu, Kürtlerin bu düzenlemeye karşı tutumunu desteklediklerini belirtti. Karasu, "O tutumdan taviz veren herkes tarihsel sorumluluk altına girer" dedi.
Uluslararası komplo ve "60 milyon Kürt"
Karasu, 15 Şubat 1999'da Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesiyle sonuçlanan süreci esas olarak ABD ve İsrail'in yürüttüğünü, Avrupa'nın da buna ortak olduğunu söyledi. Dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit'in "niye bize teslim ettiler anlayamadım" sözlerini hatırlattı.
Komplonun amacının Kürt hareketini tasfiye etmek olduğunu ancak bu amaca ulaşılamadığını belirten Karasu, bugün "60 milyonluk" bir Kürt gücünden söz edildiğini ifade etti. Karasu, Ortadoğu'da Kürtleri tasfiyeye dayalı egemenlik anlayışlarının ise henüz terk edilmediğini kaydetti.
Çerçeve yasa, Bahçeli'nin 360 hesabı
Kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos'ta TBMM Genel Kurulu'nda 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla kabul edilmişti. Yasanın uygulanması, PKK'nin fiili varlığını sona erdirdiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilip Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesine bağlanmıştı.
MHP lideri Bahçeli ise bugünkü grup toplantısında Erdoğan'ın "bir daha aday olabilmesi için" Meclis'in "uygun zamanda ve azami mutabakatla" seçimlerin yenilenmesi kararı alması gerektiğini söylemişti.
Anayasa'nın 116. maddesine göre bu karar için 360 milletvekilinin oyu gerekiyor. Cumhur İttifakı bu eşiğe kendi sandalyeleriyle ulaşamıyor.
