İÇERİĞE ATLA
SİYASET4 DK OKUMA

Demokratik Kurumlar Platformu, süreç eleştirilerini "özel savaş" ve "tekno-faşizm" olarak nitelendirdi

"Barış ve Demokratik Toplum" sürecine yönelik dijital eleştirileri tek bir "kirli ittifak" çatısı altında toplayan platform, tek bir isim ya da örnek vermeden eleştirenleri "sanal ve illüzyon kişilikler" olarak andı ve "hukuki ve örgütsel mücadeleyle" teşhir edeceğini duyurdu.

PAYLAŞ
Demokratik Kurumlar Platformu, süreç eleştirilerini "özel savaş" ve "tekno-faşizm" olarak nitelendirdi

Rastinews Demokratik Kurumlar Platformu, Kürt siyasetini ve öncülerini hedef aldığını belirttiği dijital paylaşımlara karşı yazılı bir açıklama yayımladı. "Yalan ve manipülasyonlarla hakikati bükemediniz, bükemezsiniz" başlıklı açıklamada, süreç karşıtlığının "özel savaş politikalarının" yeni bir biçimi olduğu ifade edildi.

Platform, eleştirilerin hedefinin tek tek kişiler değil, "Kürt özgürlük mücadelesi ve onun paradigması" olduğunu belirtti. Açıklamaya göre bu paylaşımların amacı, "örgütsel bağlılığı zayıflatmak" ve Abdullah Öcalan'ı "yalnızlaştırmak."

"Saldırı ideolojiktir, tarihseldir, günceldir"

Açıklamada eleştiri yöneltenler "inkârcı, kadın düşmanı ve savaştan beslenen kirli odakların ittifakı" olarak nitelendirildi. Platform, bu odakların "tekno-faşist zihniyet" taşıdığını ve faşizmin diğer biçimleriyle "aynı akıbete" uğrayacağını dile getirdi.

Metinde, mücadelede "bedel ödeyenlerin" mücadelenin "hakimi" olabileceği, karşıt olanların ise ancak "sanığı ya da tanığı" olabileceği belirtildi.

Süreç 27 Şubat çağrısıyla başlamıştı

Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025'te İmralı'dan "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" yapmıştı. PKK, Mayıs 2025'te düzenlediği kongrede örgütsel varlığını sonlandırma kararı aldığını duyurmuştu.

Ankara'da "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan süreç, o tarihten bu yana Kürt kamuoyunda da farklı açılardan tartışılıyor.

Açıklamanın tam metni şöyle:

Kürt kadın hareketi, Kürt demokratik siyaseti ve tüm yurtsever kurumlar olarak taşıdığımız sorumluluk, yıllara varan zorlu mücadelenin bir mirası ve başarısıdır. Her türlü şiddetin hayatlarımıza zerk edildiği, soykırım kıskacının hala devam ettiği, demokratik ve özgür bir gelecek mücadelemizin birçok saldırı ile bertaraf edilmeye çalışıldığı kritik bir dönemdeyiz.

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin taşıdığı demokratik değişim ve dönüşümün karşısında ve saldırı pozisyonunda konumlananlar yeni karşılaştığımız bir durum değildir. Önder Abdullah Öcalan'ın görüşlerini saptıran, barışın ve özgürlüğün inşasındaki etkin gücünü kırmaya çalışan, tecrit duvarlarına rağmen halklara ulaşan onurlu mücadelesini itibarsızlaştırmaya çalışan odakların pratikleri, tarihe değil suya yazılmıştır. Bugün karşımıza çıkan, çıkartılan bu odaklar, halkların hafızasına ve onun tarihine yazılan Kürt'ün başarı hikayesini ve mücadelesini hazmedemeyenlerdir.

Kürt kadın hareketinin kadın özgürlüğündeki ısrarlı mücadelesi ve kazanımları iktidarcı erkek ittifakının her zaman ve her koşulda hedefi haline getirilmiştir. Bu ittifakı mitinglerde ve etkinliklerde Tevgera Jinên Azad (TJA) isminin erkek devlet tarafından yasaklı ilan edilmesinden çok iyi tanıyoruz. Tüm saldırılar ve yasaklar karşısında Kürt kadınlarının yaratmış olduğu özgürlük bilinci, dönüşüm ve farkındalık, demokratik toplum sürecinin ana sütunudur. Bu sütun kırılacak ki, savaşta ve erkek egemenliğinde ısrar edenler kazansın. İtibarsızlaştırılacak ki kadınların örgütlü gücü dağıtılsın. Kürt aklının kadın özgürlükçü paradigmasını anlamayanların değil; çok iyi anlayanların kirli çırpınışlarıdır bu saldırılar.

Kürt halkının, iradesine sahip çıkarak elde ettiği yerel ve genel tüm kazanımlara dönük itibarsızlaştırma saldırıları gerçek gündemi saptırma hatta tarihi sorumluluklarımızdan alıkoyma girişimidir. Yıllara varan özel savaş politikalarının, Barış ve Demokratik Toplum süreci karşıtlığına uyarlanmış ve organize edilmiş haliyle karşı karşıyayız. Demokratik siyaset alanının ve işlevinin bu kadar önem kazandığı, Kürt halkının inancı ve emeğiyle açığa çıkan tarihi barış ve özgürlük imkanlarının bu kadar başarıya yakın olduğu bir süreçte yaşanan saldırılar elbette tesadüf değildir. Yıllardır Kürtleri mücadelesiz, kadınları örgütsüz ve gençleri geleceksiz bırakmak isteyen inkârcı soykırımcı akıl ortadan kaybolmamıştır. Tam tersine 27 Şubat'tan bugüne devam eden müzakere sürecinin başarıyla devam edebilmesi için gerekli olan mücadele başlığının temel konusudur.

Farklı zamanlarda, farklı isimlerle ama hep aynı argümanlarla devam eden saldırıların temel hedefi; halkımızın iradesini kırmak, örgütsel bağlılığı zayıflatmak, barış ve özgürlük mücadelesinden vazgeçirmek ve Önder Abdullah Öcalan'ı yalnızlaştırmaktır. O sebeple hedef tek tek kişiler ve mücadele arkadaşlarımız değil, Kürt özgürlük mücadelesi ve onun paradigmasıdır. Saldırı odakları da tek tek kişiler değil yıllardır tanıklık ettiğimiz inkârcı, kadın düşmanı ve savaştan beslenen kirli odakların ittifakıdır. Saldırı ideolojiktir, tarihseldir, günceldir. Cevabımız ve tutumumuz da ideolojik olmalıdır.

İdeolojimiz özgürlüktür. Ne ideolojimizden ne de özgürlüğümüzden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Biçim ve yöntem değiştirerek özgürlüğümüze; kılık değiştirerek mücadelemize kast eden, korkak ve maskeli odakları tanıyoruz, yöntemlerini biliyoruz. Yarım asırdır halkımız ve mücadele arkadaşlarımızla birlikte her türlü saldırıyla nasıl başa çıktıysak, şüphe olmasın ki bugünde halkımızın, mücadele arkadaşlarımızın direnci ve örgütlü gücüyle yanıt olacağız. Mücadelemizde emek verenler, alın teri dökenler, bedel ödeyenler, özgürlük yolunda olanlar ancak ve ancak mücadelemizin hakimi ve derdimizin hekimi olabilirler. Her yönüyle hakikat mücadelemize uzak ve karşıt olanlar ancak özgürlük mücadelemizin sanığı ya da tanığı olabilirler. Gerçek yaşamda hiçbir değeri olmayan sanal ve illüzyon kişiliklere; halkımızın ve mücadelemizin hiçbir ferdinin karşısına çıkamayacak kadar kirli ve korkak ruhlu odaklara cevabımız; özgürlükte ısrar, direnişte kararlılık, örgütlenmede netlik ve yoldaşlığı düstur edinmek olacaktır. Tarihsel ve güncel olarak faşizmin her türlü biçimine yönelik destansı direnişimiz biliniyorken, günümüzde mücadele değerlerimize yönelik tekno-faşist zihniyet ve odaklar da aynı akıbete uğrayacaktır.

Halkımız ve tüm mücadele arkadaşlarımızla birlikte birinci önceliğimiz, içinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin tarihi sorumluluklarını karşılayacak güçte bir emeğin sahibi olmaktır. Bu bağlamda mücadelemizin her bir ferdi ve bütün kurumları, bu odaklara geçit vermeyecek bir ferasetle görevinin başındadır. Özel savaşın mücadelemize, değerlerimize dönük her türlü saldırısı karşısında bilinçli olmak ve onu hükümsüz kılacak örgütlü bir tutumun sahibi olmak dünden bugüne mücadele gerekçemizdir. Halkımız ve mücadele arkadaşlarımız emin olsun ki hukuki ve örgütsel mücadelemizle; hayatımıza, fikirlerimize ve mücadelemize sızmaya çalışan bu kirli ittifakı kendi mecrasına hapsedecek, her alanda teşhir edeceğiz. Karanlığı yol edinenler, bitmeyen özgürlük mücadelemizin aydınlığında bertaraf olmaya mahkumdur.

Demokratik Kurumlar Platformu

Editör notu (yayına girmez): Dün DEM Parti cephesinden dijital medyaya yönelik yapıldığını belirttiğiniz açıklamayı ("Derdal Erin" adıyla) doğrulayamadım; isim farklı olabilir. Doğru isim ve tarihi iletirseniz ardalana tek paragraf olarak eklenebilir. Açıklama metnindeki "devem" yazım hatası "devam" olarak düzeltildi.

PAYLAŞ

Yorumlar

Yorum yaz

SONRAKİ HABERLER