İÇERİĞE ATLA
GÜNDEM14 DK OKUMA

İnsan Hakları İzleme Örgütü: Suriye'de yeniden inşa, evleri yıkılanlara sorulmadan yürütülüyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Şam yönetiminin yeniden inşa sürecinde etnik köken ve din temelli ayrımcılık yapılmaması çağrısında bulundu; ancak milyarlarca dolarlık anlaşmaları ele alan raporda, Afrin başta olmak üzere Kürtlerin yerinden edildiği bölgelerdeki mülkiyet sorununa tek satır yer verilmedi.

PAYLAŞ
İnsan Hakları İzleme Örgütü: Suriye'de yeniden inşa, evleri yıkılanlara sorulmadan yürütülüyor

Rastinewsİnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Suriye geçiş hükümetinin milyarlarca dolarlık yeniden inşa anlaşmalarını, yerinden edilenlerin görüşünü, adil tazminatı ve bağımsız itiraz yolunu güvenceye alan bir hak çerçevesi olmadan imzaladığını açıkladı.

Geçiş hükümeti Mart 2026'da ulusal bir toparlanma planı açıklamış, ardından yardım, finansman ve yatırım için milyarlarca dolarlık uluslararası taahhüt gelmişti. Ancak yeniden inşayı düzenleyen yasal çerçeveler, projeler onaylanmadan önce hükümetin ya da müteahhitlerin, hâlâ yerinden edilmiş olanlar da dahil olmak üzere etkilenen topluluklara danışmasını zorunlu kılmıyor. Sürecin ayrıca tazminat koşullarının dayatılması yerine müzakere edilmesini ve sakinlerin evleri ile toprakları hakkındaki kararlara itiraz edebileceği bağımsız bir mekanizma sağlanmasını da şart koşması gerekiyor.

HRW Ortadoğu Kıdemli Danışmanı Hiba Zayadin, "Suriye'nin yeniden inşası yavaş ilerliyor, ancak bir hak çerçevesi olmadan pek çok Suriyeli kaybeden taraf olabilir. Şu anda son hali verilen yasal çerçeve, kimin evinin yeniden yapılacağını, kimin talebinin tanınacağını ve kimin sesinin duyulacağını belirleyecek" dedi.

HRW, Mayıs 2026'da Suriye'de saha araştırması yaptı. Bu kapsamda İdlib kırsalındaki Gadfa köyüne yerinden edilmiş kamplarından dönen sakinlerle görüştü. Örgüt ayrıca, 66 sayılı Kararname'nin yürürlükten kaldırılması ve Marota City'de mülkiyet haklarının iade edilmesi çağrısı yapan, güvenliği nedeniyle kimliği gizli tutulan bir aktivistle de görüştü.

HRW, Suriye Arap Haber Ajansı'nın (SANA) yayımladığı Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Mart 2026'daki yeniden inşa açıklamaları ve Mart 2025 tarihli Anayasal Bildirge dahil olmak üzere Suriye hükümetinin açıklama ve belgelerini inceledi. Örgüt ayrıca Dünya Bankası, Uluslararası Kurtarma Komitesi (IRC), Uluslararası Göç Örgütü (IOM), BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Arap Reform Girişimi ve The Syria Report'un rapor ve verilerini değerlendirdi.

Topluluklarına geri dönen insanlar evlerini yıkılmış, köylerini ise susuz, elektriksiz ve sağlık hizmetinden yoksun buluyor. Esad döneminden kalan konut, arazi ve mülkiyet talepleri hâlâ çözülmüş değil. Yeniden inşa projeleri, etkilenen sakinlerin anlamlı katılımı olmadan başlatılıyor.

The Syria Report'a göre Şam'ın merkezinin doğusundaki Cobar mahallesinde binaların yaklaşık yüzde 95'i yıkıldı. İdlib kırsalındaki Gadfa'da ise yerinden edilmişlikten dönen sakinler Mayıs 2026'da HRW'ye akan su, işleyen elektrik şebekesi, yeterli kanalizasyon, faal okul ve yakında sağlık hizmeti bulunmadığını anlattı.

Suriye, ülkenin pek çok bölgesinde kentlerde, evlerde ve altyapıda büyük yıkıma yol açan on yılı aşkın bir çatışma döneminden çıkıyor.

Dünya Bankası, Ekim 2025'te fiziksel hasarı 108 milyar dolar, ortalama yeniden inşa maliyetini ise 140 milyar ile 345 milyar dolar arasındaki bir aralıkta 216 milyar dolar olarak tahmin etti. Geçiş hükümeti, yeniden inşa yatırımı çekmek için hızla harekete geçti; ABD ve Avrupa ülkelerinin yıllardır yatırımı donduran ve Suriyelileri yoksullaştıran ağır yaptırımları kaldırmasıyla diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı ve yabancı sermayeyi çekmeyi başardı.

Yatırımlara Körfez ülkeleri öncülük etti. Suudi Arabistan gayrimenkul, altyapı, telekomünikasyon ve enerji alanlarında 6,4 milyar dolar taahhüt etti. Katar ile birlikte Nisan 2025'te Suriye'nin Dünya Bankası'na olan 15,5 milyon dolarlık borcunu kapattı ve böylece 14 yıllık askıya alınmanın ardından ilişkilerin önü açıldı. Katar 4 milyar dolar taahhüt ederken, BAE merkezli DP World Tartus Limanı'nın 30 yıllık işletme hakkını aldı.

Dünya Bankası o tarihten bu yana 1 milyar doları aşan hibe destekli projeyi onayladı. Uluslararası Para Fonu (IMF) ise Şam ile teknik işbirliği programı başlattı. Avrupa hükümetleri arasında Fransa, Almanya ve kısmen İtalya en aktif ikili ortaklar olarak öne çıktı.

2026-2027 döneminde insani yardım ve sosyo-ekonomik toparlanma için 620 milyon avro (yaklaşık 713 milyon dolar) taahhüt eden Avrupa Birliği (AB), 2027'de Suriye'de bir yatırım konferansı düzenleyeceğini duyurdu ve Suriye ile siyasi ilişkilerini güçlendiriyor. AB üye devletleri, örnek olmak ve diğer bağışçıları insan hakları çerçevelerinin Suriye'nin yeniden inşa ve toparlanma sürecine sağlam biçimde yerleştirilmesi için harekete geçirmek açısından güçlü bir konumda bulunuyor.

Ancak Küresel Yönetişim Enstitüsü'nün Ağustos 2026'da dikkat çektiği gibi, taahhütler ve duyurular sahadaki fiili yatırımın çok önüne geçmiş durumda; uluslararası kreditörlerden anlamlı ödemeler ancak yönetişim ve hukuki çerçeveler oluşturulduktan sonra gelecek.

Uluslararası Kurtarma Komitesi'nin Temmuz 2026 raporuna göre Aralık 2024'ten bu yana 3,5 milyonu aşkın mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş Suriyeli topluluklarına döndü; ancak dönüşlerin hepsi tamamen gönüllü olmadı. Pek çoğu, yerinden edilmişlerin kötüleşen koşulları, yardımların kesilmesi, belirsiz hukuki statü ve yaşadıkları yerlerdeki karşılanamayan kiralar nedeniyle dönmek zorunda kaldı.

Suriye, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile bağlı. Sözleşmenin 4 No'lu Genel Yorumu, yeterli konut hakkını barınma güvencesi, hizmetlere erişim, yaşanabilirlik ve uygun konum güvencelerini içerecek şekilde tanımlıyor. Suriye ayrıca etkili başvuru hakkını güvence altına alan Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile de bağlı. Her iki antlaşma da hakların etnik köken ve din dahil hiçbir gerekçeyle ayrımcılık yapılmaksızın gözetilmesini şart koşuyor.

BM'nin Kalkınma Kaynaklı Tahliyeler ve Yerinden Edilmeye İlişkin Temel İlke ve Kılavuzları, kalkınma amaçlı herhangi bir yerinden etme öncesinde danışma, tazminat ve hukuki sürecin nasıl olması gerektiğini belirliyor. BM Ülke İçinde Yerinden Edilmeye İlişkin Yol Gösterici İlkeler ile konut, arazi ve mülkiyetin iadesine ilişkin Pinheiro İlkeleri de çatışma sonrası dönemde devletlerin dönüş ve yeniden inşa süreçlerini nasıl yönetmesi gerektiğine dair net standartlar ortaya koyuyor.

Uluslararası bağışçılar, sağladıkları fonların haklarla uyumlu bir toparlanmayı desteklemesini ve ihlallere yol açmamasını ya da katkıda bulunmamasını sağlamalı. Şirketler ve yatırımcılar ise yeniden inşa anlaşmalarına girmeden önce ve uygulama süresince insan hakları durum tespiti yapmalı.

Zayadin, "Suriye'nin yeniden inşasını düzenleyen yasal çerçeveler hâlâ yazılıyor. Bu bir fırsat, ancak yalnızca uluslararası toplum ve geçiş hükümeti bunu etkilenen toplulukları koruyacak güvenceler oluşturmak için kullanırsa. Kalıcı bir toparlanma, işlerin doğru yapılmasına bağlı" dedi.

Arka plan

Uluslararası Göç Örgütü, Ekim 2025'te topluluklarına dönen Suriyeliler için koşulların kırılgan olmaya devam ettiğini tespit etti. Yaygın konut, arazi ve mülkiyet anlaşmazlıkları, kamu hizmetlerine sınırlı erişim ve yaygın patlayıcı kirliliği güvenli hareketi ve geçim kaynaklarını engelliyor.

2026'nın ortasında BM'nin Suriye için yaptığı insani yardım çağrısının ancak üçte birinden azı karşılanabildi. Dünya Gıda Programı, Mayıs ayından bu yana Suriye'deki acil gıda yardımını yarıya indirerek 1,3 milyon kişiden 650 bin kişiye düşürdü. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin mart ayı operasyonel güncellemesine göre yaklaşık 5,5 milyon kişi hâlâ ülke içinde yerinden edilmiş durumda.

Taahhütler ile teslimat arasındaki uçurumun haklar açısından somut sonuçları var. Etkilenen sakinler ilke olarak bireysel davalarını Suriye mahkemelerinde takip edebilse de yargı, kaynak yetersizliği içinde ve mülkiyet anlaşmazlıklarının çoğu için erişilemez durumda; belge gereklilikleri de pek çok geri dönen için engelleyici nitelikte. Yeniden inşa kararlarına genel olarak itiraz etmenin pratik bir yolu bulunmuyor ve yeniden inşa anlaşmazlıklarına yönelik özel bir şikâyet mekanizması henüz kurulmadı.

Bazı yeniden inşa çalışmaları sürüyor. Birçok Suriye ilini birbirine bağlayan önemli bir ekonomik arter olan Humus'taki Rastan Köprüsü, Suriye İnsani Yardım Fonu'nun BM Kalkınma Programı (UNDP) ile ortaklaşa finanse ettiği onarımın ardından Haziran 2026'da yeniden açıldı. Rakka'da Fırat Nehri üzerindeki Reşid Köprüsü, dört aylık yeniden inşa projesinin ardından Temmuz 2026'da hizmete girdi. Dünya Bankası da 2025'te ulusal elektrik iletim altyapısının onarımı için 146 milyon dolarlık hibeyi onayladı.

Bu altyapı projeleri anlamlı olsa da çabalar ihtiyacın boyutuna kıyasla sınırlı kalıyor ve yeniden inşa ilerlerken projelerin Suriyelilerin haklarını gözetmesini sağlayacak bir çerçeve bulunmuyor.

Yeniden inşada ekonomik, sosyal ve kültürel haklar

Suriye'nin 1969'da katıldığı Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Mart 2025 tarihli Anayasal Bildirge'nin 12. maddesi uyarınca Suriye hükümeti, yeniden inşa süreci boyunca ekonomik, sosyal ve kültürel haklara saygı gösterme, bunları koruma ve yerine getirme yükümlülüğü taşıyor. Bu haklar yeterli konut, su ve sanitasyon, elektrik, sağlık, eğitim, gıda ve sosyal güvenlik haklarını kapsıyor. Elektrik; su ve kanalizasyon sistemleri, sağlık tesisleri, okullar ve evlerin işleyişi dahil pek çok başka hakkın hayata geçirilmesi için de hayati önemde. Hükümet, tüm bu hakların etnik köken, ırk ya da din dahil hiçbir gerekçeyle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınmasını sağlamalı.

HRW'nin dönüş bölgelerinde belgelediği koşullar bu hakları ciddi risk altına sokuyor. Örneğin Gadfa'da sakinler akan su, işleyen elektrik şebekesi, yeterli konut, faal okul ve yakında sağlık hizmeti olmadan yaşadıklarını anlattı. Sakinler suyu özel olarak satın almak ve öğretmen maaşlarını ödemek için aralarında para toplamak zorunda kalıyor; bu da kamu hizmetlerinin maliyetini zaten ağır ekonomik sıkıntı içindeki hanelerin sırtına yüklüyor.

HRW, hükümetin ekonomik, sosyal ve kültürel hakların tam olarak hayata geçirilmesi için mevcut kaynaklarının mümkün olan en büyük kısmını ayırmayı taahhüt etmesi gerektiğini belirtti. Hükümet, bu hakların asgari temel düzeylerini sağlamalı. Yeniden inşa planları ve bütçeleri, en ağır hak mahrumiyetlerini gidermek için şeffaf ve haklarla uyumlu ölçütler kullanmalı.

Suriye ayrıca başkalarıyla birlikte sahip olunan mülk dahil olmak üzere mülkiyet hakkına ayrımcılık yapmaksızın saygı gösterme yükümlülüğü altında. Bu hak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 17. maddesi, Suriye'nin 1969'da katıldığı Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 5(d)(v) maddesi ve Suriye'nin 2007'de onayladığı Arap İnsan Hakları Şartı'nın 31. maddesiyle koruma altında.

Katılım hakkı

Uluslararası insan hakları hukuku, yeniden inşadan etkilenen toplulukların evleri, toprakları ve mahalleleriyle ilgili kararlar alınmadan önce bu kararlara anlamlı katkı sunabilmesini gerektiriyor. İlgili belgeler arasında, yeterli konut hakkını güvence altına alan ve konutla ilgili kararlara gerçek katılımı gerektirdiği şeklinde yorumlanan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 11. maddesi; danışmanın anlamlı, zamanında ve sonucu etkileyebilecek nitelikte olması gerektiğini belirleyen BM Kalkınma Kaynaklı Tahliyeler ve Yerinden Edilmeye İlişkin Temel İlke ve Kılavuzları ile yerinden edilmiş kişilerin dönüş ve yeniden entegrasyonlarının planlanmasına ve yönetimine katılmasını şart koşan BM Ülke İçinde Yerinden Edilmeye İlişkin Yol Gösterici İlkeler yer alıyor. Suriye'de bu standartlar karşılanmıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Mart 2026'da yıkımın yüzde 90 ile 100'e ulaştığı kentlerde hükümetin inşaatı tek başına finanse edemeyeceğini ve yasal çerçeveleri henüz son haline getirilmekte olan yatırıma dayalı bir yeniden inşa modelini değerlendirdiğini açıklamıştı.

Ancak Temmuz 2024 ile Mayıs 2026 arasında sakinler, sivil toplum temsilcileri, yetkililer, yatırımcılar ve diğer kişilerle yaptığı 45 görüşmeye dayanan Arap Reform Girişimi, yeniden inşa kararlarının halihazırda topluluk katılımı, net tazminat standartları ve erişilebilir şikâyet mekanizmaları olmadan alındığını tespit etti.

Girişim, bu boşluğun şimdiden nasıl çatışmalar doğurduğunu belgeledi. Humus, Halep ve Şam'da topluluklara önceden danışılmadan duyurulan projeler protestolara, kısmi geri adımlara ve kamu otoritelerine karşı derinleşen güvensizliğe yol açtı.

Şam'da, Esad döneminde 2012'de çıkarılan ve binlerce kişiyi hukuki süreç işletmeden ve yeterli tazminat ödemeden yerinden etmek için kullanılan 66 sayılı Kararname, geçiş hükümeti tarafından yürürlükten kaldırılmadı. Şam Valisi, Ekim 2025'te hukuki inceleme tamamlanana kadar kararnamenin uygulamasını askıya aldı; ancak hiçbir cumhurbaşkanlığı kararnamesi yasal statüsünü çözüme kavuşturmadı ve kararnamenin mümkün kıldığı projeler yatırımcılara pazarlanmaya devam ediyor.

2018 tarihli 10 sayılı Yasa, 66 sayılı Kararname modelini ülke geneline yaydı ve sakinlerin mülkiyetlerini kısa süre içinde kanıtlamalarını, aksi halde haklarını kaybetmelerini şart koştu; bu durum çatışma nedeniyle yerinden edilenleri orantısız biçimde etkiledi.

Arap Reform Girişimi'ne göre, Şam'daki Marota City ve Basilia City projeleri de dahil olmak üzere savaş dönemi kentsel dönüşüm çerçeveleri özel sektör ya da diğer hükümetler için yatırım fırsatı olarak yeniden paketleniyor; bu da tazminat sağlamak yerine geçmişteki mülksüzleştirmeleri meşrulaştırma riski taşıyor. Her iki proje de Esad döneminde kurulan ve şimdi geçiş hükümeti altında faaliyet gösteren Damascus Cham Holding şirketi tarafından yönetiliyor.

Aralık 2025'te 66 sayılı Kararname prosedürlerini incelemek üzere bir cumhurbaşkanlığı komitesi kuruldu ve Mayıs 2026'da bazı tazminat kararları çıkarıldı; ancak her iki projeyi düzenleyen hukuki çerçeve hâlâ belirsizliğini koruyor ve etkilenen sakinler kalıcı bir çözüm beklemeye devam ediyor.

The Syria Report ve Al Jazeera'nın aktardığına göre binaların yaklaşık yüzde 95'inin yıkıldığı Cobar'da yetkililer sakinlere kendi imkânlarıyla bile yeniden inşa yapamayacaklarını, önerilen yabancı destekli bir projenin onlara eski evlerinin taban alanının yalnızca yüzde 50'si büyüklüğünde yeni konut sağlayacağını bildirdi.

Buna göre eski ev sahipleri tazminat olarak önceki evlerinin yalnızca yüzde 50'si büyüklüğünde yeni konut alacak; kayıt dışı yerleşim sakinlerine, üzerine inşa edilen yapılar tanınmaksızın arsalarının yüzde 30'u verilecek; kiracılar ise hiçbir şey alamayacak.

Güvenli ve onurlu dönüş hakkı

BM Ülke İçinde Yerinden Edilmeye İlişkin Yol Gösterici İlkeler ve 1951 Mülteci Sözleşmesi, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin dönüşünün gönüllü, güvenli ve onurlu olması gerektiğini öngörüyor. Gönüllü sayılması için dönüş kararının yerinden edilmişlikteki kötüleşen koşullardan kaynaklanmaması, özgür ve bilgilendirilmiş olması gerekiyor. Güvenlik, dönüşte yeterli konut ve kamu hizmetlerinin bulunmasını gerektiriyor. Onur ise mülkiyet haklarına saygı gösterilmesini, sakinlerin taleplerinin kabul edilip adil biçimde karara bağlanmasını gerektiriyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Suriye'deki ekonomik koşulların ağır olmaya devam ettiğini belirtse de dönüşlere yönelik siyasi ivme hızlanıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Mart 2026'da Berlin'e yaptığı resmi ziyaret sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve eş-Şara, Almanya'daki Suriyelilerin yüzde 80'inin üç yıl içinde dönmesine yönelik ortak umutlarını dile getirdi; Merz daha sonra bu rakamın resmi bir hedef değil, bir temenni olduğunu açıkladı.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin Eylül 2025'te yaptığı bir anket, Suriyeli mültecilerin yüzde 18'inin 12 ay içinde dönmek istediğini ortaya koydu; dönmeyi düşünenlerin en çok dile getirdiği kaygılar arasında konut bulunabilirliği, sınırlı iş imkânları, maddi kaynak yetersizliği ve temel hizmetlere yetersiz erişim yer aldı.

Mülteciler de ülke içinde yerinden edilmişler de olsa, dönüşlerin çoğu gerçek anlamda gönüllü değil. 2025'te ABD'nin insani yardım fonlarının neredeyse tamamen çökmesi de dahil olmak üzere Suriye'nin kuzeybatısındaki kamplara yönelik fon kesintileri, kamp sakinlerini henüz onları kaldıramayacak durumdaki topluluklarına dönmekten başka seçenek bırakmadı.

Geçiş hükümetinin "Kampsız Suriye" girişimi, yerinden edilmiş kamplarını 2027'ye kadar tamamen kapatmayı amaçlıyor. Oysa yerinden edilmiş kişilerin dönmesi beklenen topluluklarda, yeterli bir yaşam standardını güvence altına alacak altyapı ve kamu hizmetleri çoğu zaman bulunmuyor.

HRW, Gadfa ziyareti sırasında yerinden edilmiş kamplarından dönen ve akan su, elektrik ve işleyen okul bulamayan üç sakinle görüştü. Sakinler suyu özel olarak tankerle getirttiklerini ve öğretmen maaşlarını ödemek için aralarında para topladıklarını anlattı. İşlemeyen elektrik şebekesinin yerini binalara kurulan bireysel güneş panelleri almış.

Gadfa Belediye Meclisi Başkanı Nureddin Osman, savaştan önce köyde 8 bin 500 kişinin yaşadığını, en az beş okul ve çevre bölgeye hizmet veren bir hastane bulunduğunu söyledi. Osman'a göre köyde şimdi tahminen 13 bin kişi yaşıyor ve yaklaşık 1500 evden yalnızca 7'sinin beton çatısı var. Pek çok sakin, evlerinin eskiden bulunduğu yere ya da çatısı olmayan hasarlı yapıların üzerine çadır kurmuş durumda.

Osman, "[Esad'ın] düşüşünden sonra döndüm ve hiçbir şey bulamadım, dinlenecek bir oda bile. Bu yüzden beş altı ay daha yerinden edilmişliğe geri döndüm. Sonunda eşimle birlikte geri geldik; mutfağı ve banyosu olmayan tek bir odada yaşıyoruz. Allah'ın bize bir kurum, birilerini gönderip [ayağa kalkmamıza] yardım etmesi umuduyla döndük" dedi.

Aralarında üç engelli çocuğun da bulunduğu 13 aile üyesiyle yakın zamanda dönen Gadfa sakini Suheyb el-Osman ise şunları söyledi: "Yıllarca yerinden edildikten sonra eve döndüğümde evi tamamen harabe halinde buldum. Onurlu bir yaşam için gereken her şeyden yoksunuz; su, kanalizasyon, elektrik, sağlık hizmeti. En çok zorlandığım şey, bana en yakın faal sağlık noktasının 50 kilometre uzakta olması ve bir aracımın bulunmaması."

HRW, geçiş hükümetinin kamu hizmetlerini yeniden sağlama ihtiyacını yeniden inşanın ileriki bir aşaması olarak değil, acil bir hak yükümlülüğü olarak ele alması gerektiğini belirtti.

Etkili başvuru hakkı

Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin güvence altına aldığı etkili başvuru hakkı, yeniden inşa sırasında hakları ihlal edilen kişilerin telafi talep edebileceği erişilebilir, bağımsız ve uygulanabilir mekanizmalar gerektiriyor. Suriye'nin yeniden inşa çerçevesi henüz bu tür mekanizmalar sağlamıyor. Toprakları, evleri ve mahalleleriyle ilgili kararlarla karşı karşıya kalan toplulukların bu kararlara itiraz edebileceği bağımsız ve resmi bir kanal bulunmuyor. Bunun yerine sokak protestolarına, sosyal medya baskısına ve siyasi arabuluculuğa başvuruyorlar; Cobar, Marota ve Basilia City sakinlerinin de bu yollara başvurduğu bildiriliyor.

66 sayılı Kararname'nin yürürlükten kaldırılması ve Şam'daki Marota City'de sakinlerin mülkiyet haklarının iade edilmesi çağrısı yapan bir aktivist, 20 Haziran'da HRW'ye resmi kanallar üzerinden yaptıkları başvuruların yanıtsız kaldığını söyledi. Yetkililer gecikmenin gerekçesi olarak defalarca siyasi istikrarsızlığı ve Halk Meclisi'nin bulunmayışını göstermişti. Halk Meclisi temmuz ayında çalışmaya başladı.

Aktivist, "Ardından Damascus Cham Holding şirketinin Körfezli yatırımcılara, topraklarımızın satışını da içeren yatırım fırsatları sunduğunu öğrenince şok olduk. Adalet bakanıyla görüştük; davamızı cumhurbaşkanlığına ileteceğine söz verdi. Bu yalnızca bir söz olarak kaldı, hiçbir adım atılmadı" dedi.

Öneriler

Suriye geçiş hükümetine:

  • Mart 2025 tarihli Anayasal Bildirge'nin 12. maddesinde güvence altına alınan, Suriye'nin onayladığı uluslararası insan hakları antlaşmalarındaki tüm haklar dahil olmak üzere hak ve özgürlüklerin yeniden inşa ve toparlanma süreçlerine tam olarak uygulanmasını sağlamak; yeniden inşaya dahil tüm devlet kurumlarının bu yükümlülüklere etnik köken, din veya siyasi görüş temelinde ayrımcılık yapmaksızın uymasını şart koşan geçici bir kılavuz kabul etmek.

  • Herhangi bir yeniden inşa projesi onaylanmadan, sözleşmeye bağlanmadan ya da yatırımcılara sunulmadan önce yasal çerçevelere ve planlama süreçlerine bağlayıcı topluluk katılımı şartları eklemek.

  • Yeniden inşada yerinden etmeyi son çare olarak görmek, yerinden edilen herkes için iade ve dönüşü önceliklendirmek; iadenin mümkün olmadığı durumlarda kayıt dışı barınanlar ve kiracılar dahil yeniden inşa nedeniyle yerinden edilen herkes için fiili kullanım ve yerleşimi yansıtan açık ve adil tazminat standartları belirlemek.

  • Mülkiyet ve tazminat düzenlemelerinin kamuoyuna açıklanmadığı ve sakinlerce kabul edilmediği yerlerde yıkımlara moratoryum getirmek.

  • 66 sayılı Kararname'yi ve hükümlerini tüm Suriye'ye yayan 2018 tarihli 10 sayılı Yasa'yı yürürlükten kaldırmak ya da bağımsız biçimde incelemek ve etkilenen sakinlere hangi iadenin borçlu olunduğunu değerlendirmek.

  • Tüm yeniden inşa projeleri için erişilebilir ve bağımsız şikâyet mekanizmaları kurmak.

  • Yeniden inşa süreçlerinin konut, arazi ve mülkiyet alanındaki geçiş dönemi adaletiyle bağlantılı olmasını sağlamak.

  • Aktif dönüşün yaşandığı bölgelerde su, sanitasyon, elektrik, okul ve sağlık gibi kamu hizmetlerinin yeniden sağlanmasını yeniden inşanın ileriki bir aşaması olarak değil, acil öncelik olarak ele almak.

Uluslararası bağışçılara ve yatırımcılara:

  • Topluluklara danışma, mülkiyetin korunması ve şikâyet mekanizmaları sağlanması dahil olmak üzere haklara uyumu yeniden inşa finansmanının bağlayıcı koşulu haline getirmek.

  • Çözülmemiş yerinden edilme ya da tartışmalı mülkiyet bulunan bölgelerdeki projeleri finanse etmeden önce insan hakları etki değerlendirmesi şartı koymak.

  • Yaklaşan AB-Suriye yatırım konferansını, hak standartlarını sonradan düşünülen bir konu değil ön koşul haline getirmek için kullanmak ve katılımcı şirketleri insan hakları durum tespiti çerçeveleri benimsemeye teşvik etmek.

  • Yeniden inşa finansmanının tüm ikili ve çok taraflı kanallarda tutarlı biçimde haklara uyum koşuluna bağlanması için diğer uluslararası bağışçılarla koordinasyon sağlamak.

  • Her türlü siyasi dönüş takviminde gönüllü, güvenli ve onurlu dönüş koşullarının yerine getirilmesini şart koşmak.

  • Sermaye yatırımının yanı sıra kamu hizmeti sunumunu da finanse etmek ve yeniden inşa büyürken insani yardım fonlarını sürdürmek.

Uluslararası finans kuruluşlarına:

  • Mali konsolidasyon, özelleştirme ya da kullanıcı ücretlerinin insan hakları üzerindeki etkilerini önceden değerlendirmeyi şart koşarak bunların ayrımcılığa yol açmamasını, haksız geriye gidiş önlemleri doğurmamasını ya da hiç kimsenin su, sağlık, konut veya diğer haklarda asgari temel düzeylerden yoksun bırakılmamasını sağlamak.

  • Finansman ve teknik destek programlarının insan hakları etki değerlendirmelerini ve konut, arazi ve mülkiyet korumalarını tali değil temel koşullar olarak içermesini sağlamak.

  • Yönetişim reformu programlarının bir parçası olarak bağımsız bir mülkiyet uyuşmazlığı çözüm mekanizmasının kurulmasını desteklemek.

Şirketlere ve finansal aktörlere:

  • Tartışmalı mülkiyet ve topluluk muhalefetinin çözülmesi gerekliliği dahil olmak üzere yeniden inşa anlaşmalarına girmeden önce insan hakları durum tespiti yapmak.

  • Yatırım yapmadan önce topluluk danışmasının ve şikâyet mekanizmalarının varlığına dair kanıt talep etmek.

  • Arazi ya da mülkiyet içeren anlaşmalara, ancak etkilenen toplulukların arazi veya mülkiyet taleplerini uygun olduğu durumlarda tazminat ve yerine arazi verilmesi yoluyla da çözecek mekanizmalar mevcutsa girmek.

PAYLAŞ

Yorumlar

Yorum yaz

SONRAKİ HABERLER

    İnsan Hakları İzleme Örgütü: Suriye'de yeniden inşa, evleri yıkılanlara sorulmadan yürütülüyor — Rastinews