İÇERİĞE ATLA
GÜNDEM3 DK OKUMA

Yaşar Kemal'in Frankfurt konuşmasından 29 yıl sonra: Kürtlere yine "parça parça" demokrasi

1997'de Almanya'dan Türkiye'ye seslenen Yaşar Kemal, üniter devlet ısrarının hem Kürtleri hem Türkleri yoksullaştırdığını söylemişti. Bugün Ankara yeni bir süreçten söz ediyor, ama o konuşmanın sorduğu soru hâlâ yanıtsız.

PAYLAŞ
Yaşar Kemal'in Frankfurt konuşmasından 29 yıl sonra: Kürtlere yine "parça parça" demokrasi

1997'de Almanya'dan Türkiye'ye seslenen Yaşar Kemal, üniter devlet ısrarının hem Kürtleri hem Türkleri yoksullaştırdığını söylemişti. Bugün Ankara yeni bir süreçten söz ediyor, ama o konuşmanın sorduğu soru hâlâ yanıtsız.

1997'de Almanya'dan Türkiye'ye seslenen Yaşar Kemal, demokrasinin bölünemeyeceğini söylemişti. Bugün Kürtlerin önüne konan yol ise tam tersini öneriyor: Bir hakkı alıp yenisi için kuşaklar boyu yeniden yola çıkmak.

Ekim 1997'de Frankfurt Paulskirche'de, Alman Kitapçılar Birliği'nin Barış Ödülü'nü alan Yaşar Kemal'in karşısında Avrupa'nın edebiyat dünyası oturuyordu. Ama konuşmanın asıl muhatabı salonda değildi. Birkaç bin kilometre ötede, iki yıl önce Spiegel'e verdiği bir röportaj yüzünden onu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılayan devletti.

O konuşmanın bir bölümü bugün yeniden okunduğunda insanı rahatsız eden şey, söylenenlerin ne kadar eskidiği değil, ne kadar az eskidiği.

Mesele bir "yasak listesi" değil, bir zihniyetti

Yaşar Kemal konuşmasına Kürtlerden değil, Anadolu'dan başlar. Milet filozoflarından Homeros'a uzanan bir çizgi çizer ve bu toprakların tarih boyunca tek bir dil ve tek bir kültürle değil, birbirini besleyen onlarca dil ve kültürle var olduğunu hatırlatır.

Sonra asıl iddiasını ortaya koyar: Cumhuriyet'in üniter devlet ısrarı, Türkçeyi tek egemen unsur yapmaya çalışırken aslında Türkçeyi de yoksullaştırmıştır. Kürtçe, Lazca, Çerkesçe, Arapça ve Süryanice özgür kalsaydı, bu diller hem birbirini hem Türkçeyi zenginleştirecekti.

Yaşar Kemal, Kürtlerin hakkını bir "lütuf" ya da "azınlık talebi" olarak savunmaz. Dillerin yasaklanmasını, bütün ülkenin kültürel servetinin heba edilmesi olarak okur.

Korkunun mantığı

Konuşmanın en çarpıcı tespiti, devletin Kürtçeye neden direndiğine dair olanıdır. Yaşar Kemal'e göre yönetimin mantığı basittir: Dilinize ve kültürünüze özgürlük tanırsak, arkasından ayrılık gelir.

Bu korku, 1997'de on iki yıldır süren bir savaşın gerekçesiydi. Bugün aynı korku, biçim değiştirmiş olarak hâlâ masada duruyor. Anadilde eğitim talebi dile getirildiğinde verilen yanıtın özü değişmedi: Önce güvenlik, sonra belki haklar.

Bütün yerine kırıntı

Yaşar Kemal'in konuşmasının belki de en kısa ve en ağır cümlesi şuydu: "Demokrasi bir bütündür."

Bu cümle, bugün Kürtlerin önüne konan tabloyu okumak için bir ölçü sunuyor. Bir yanda anayasa çalışması, silahların bırakılması, militanların teslim olması, hasta tutsakların tahliyesi var. Öte yanda anadilde eğitim talebi, seçmeli bir derse indirgenmiş halde duruyor.

Diyelim ki bunların hepsi kabul edildi. Diyelim ki silahlar sustu, cezaevlerinin kapıları bir ölçüde aralandı, Kürtçe haftada birkaç saatlik bir ders olarak okullarda yerini korudu. Sonra ne olacak?

Kürtlere sunulan gelecek perspektifi, bu noktada açıkça görünüyor: Bir sonraki hak için yeniden mücadele. Sendikalarda, partilerde, meydanlarda, sandıkta. Kürt anneleri, gençleri, çocukları bu kez Türkiye'nin "daha da demokratikleşmesi" için yeniden seferber edilecek. Bir dil hakkı için on yıl, bir yerel yönetim yetkisi için on yıl, bir anayasa maddesi için on yıl.

Silahlı mücadele olmasa da tablo değişmiyor: Otuz, kırk, belki elli yıl sürecek, parça parça, kırıntı kırıntı ilerleyen bir demokrasi savaşı.

Aynı döngü, farklı araçlar

Bu tablonun tek sorumlusu devlet değil. Kürt siyasetinin önemli bir bölümü, PKK ve onun siyasi kadroları başta olmak üzere, yıllarca aynı yöntemle hareket etti. Bütünlüklü bir statü ve hak talebi yerine, her dönem masaya konan kısmi kazanımların peşinden gidildi. Her kazanım bir sonraki mücadelenin başlangıç noktasına dönüştü, ama hiçbiri kalıcı bir güvenceye bağlanmadı.

"Terörsüz Türkiye" adı verilen süreç de Kürtleri aynı yere sürüklüyor. Silahların bırakılması konuşuluyor, ama silahlar bırakıldığında Kürtlerin hangi hakları anayasal güvenceyle elde edeceği konuşulmuyor. Takvim güvenlik üzerine kurulmuş, hakların takvimi ise yok.

Bu yalnızca Türkiye'ye özgü bir tablo da değil. Kürtlerin yaşadığı her coğrafyada benzer bir döngü işliyor: Kazanımlar, merkezi yönetimlerin iradesine bağlı kalıyor ve siyasi rüzgâr değiştiğinde ne olacak?

Yaşar Kemal'in sorusu

Yaşar Kemal, o gün Frankfurt'ta Türkiye'nin er geç gerçek bir demokrasiye kavuşacağına inandığını söyleyerek konuşmasını bitirmişti. Ama "gerçek" demokrasiden kastettiği, parça parça dağıtılan haklar değildi. Dillerin, kültürlerin ve halkların eşit olduğu, bütünlüklü bir düzendi.

Aradan 29 yıl geçti. Bugün sorulması gereken soru, sürecin ne zaman biteceği değil. Asıl soru şu: Kürtler bu süreçten, bir daha kuşaklar boyu mücadele etmek zorunda kalmayacakları bir güvenceyle mi çıkacak, yoksa yeni bir kırk yılın başlangıç çizgisinde mi duracak?

Bu sorunun yanıtı verilmeden atılan her adım, Yaşar Kemal'in bütün olarak tarif ettiği demokrasiyi, Kürtler için bir kez daha taksitlere bölmek anlamına geliyor.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir; Rastinews'in yayın politikasıyla örtüşebilir de örtüşmeyebilir de. Rastinews, farklı görüşlere açık özgür bir platformdur.

PAYLAŞ

Yorumlar

Yorum yaz

SONRAKİ HABERLER

    Yaşar Kemal'in Frankfurt konuşmasından 29 yıl sonra: Kürtlere yine "parça parça" demokrasi — Rastinews