Musa Anter dosyası: 72 yıllık bir hayat, 11,5 yıllık cezaevi, 34 yıldır çözülmeyen cinayet
Kürtçe yazdığı bir şiir nedeniyle 1959'da idamla yargılanan Musa Anter, 1992'de Amed'de öldürüldü. Susurluk Raporu, itiraflar ve AİHM kararına rağmen dava 2022'de zamanaşımıyla düştü.

RastinewsKürt yazar ve gazeteci Musa Anter (Apê Musa), 20 Eylül 1992'de Amed'in Seyrantepe semtinde vurularak öldürüldüğünde 72 yaşındaydı. Hayatının 11,5 yılını cezaevinde geçirmişti. Kürtçe bir şiir nedeniyle idamla yargılanmış, iki askeri darbede tutuklanmış, Kürtçenin kamusal alandan dışlandığı bir dönemde Kürtçe-Türkçe sözlük hazırlamıştı.
Bu dosya, Anter'in yaşamını, yaşadığı dönemin hukuk düzenini ve cinayetin ardından 34 yıl süren yargı sürecini birlikte ele alıyor. Amaç, tek bir cinayetin ötesinde, bir dilin ve bir basın geleneğinin nasıl cezalandırıldığını göstermek.
Zivingê'den İstanbul'a
Anter, 1920'de Mardin'in Nûsaybîn ilçesine bağlı Zivingê (Eskimağara) köyünde doğdu. Babasını küçük yaşta kaybetti. Annesi Fesla Hanım köy muhtarıydı.
İlkokulu Mardin'de, ortaokul ve liseyi Adana'da yatılı okudu. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi, ancak eğitimini yarıda bıraktı. İstanbul'da Kürt öğrencilerle ve aydınlarla bağ kurdu.
İlk gözaltısı öğrencilik yıllarında, 1937-1938 Dersim dönemine denk geldi. Bazı kaynaklara göre Mustafa Kemal Atatürk'ün annesine hakaret ettiği iddiasıyla 45 gün tutuklu kaldı. İstanbul'a giden yoksul Kürt öğrenciler için Dicle, Fırat ve Kız Talebe Yurdu'nu kurdu. Şark Postası ve Dicle Kaynağı'nda yazmaya başladı.
1959: Bir şiir, bir idam istemi
Anter, Canip Yıldırım ve Yusuf Azizoğlu ile birlikte Diyarbakır'da İleri Yurt gazetesini çıkardı. Gazetede 1959'da yayımlanan Kürtçe "Qimil" (Kımıl) şiiri büyük yankı uyandırdı. Şiir, güneydoğuda ekinleri kurutan kımıl böceği üzerinden köylünün kaderine terk edilmesini eleştiren bir hicivdi.
17 Aralık 1959'da 50 Kürt aydını ve öğrenci gözaltına alındı. Savcı idam istedi, sanıklar Harbiye hücrelerinde tutuldu. Gözaltındakilerden Mehmet Emin Batu hücrede tüberkülozdan hayatını kaybetti. Dava bu yüzden tarihe "49'lar Davası" olarak geçti.
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından çıkan aftan yararlanan Anter serbest kaldı.
1960'lar: Örgütlenme, seçim, sözlük
Cezaevinden çıkan Anter, Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. 1963'te "23'ler Davası"nda yargılanarak yeniden cezaevine girdi. Rûdaw'a göre Mustafa Remzi Bucak, Yusuf Azizoğlu, Ziya Şerefhanoğlu ve Faik Bucak ile birlikte bir Kürt cemiyeti de kurdu.
1965 seçimlerinde Mardin'den Türkiye İşçi Partisi (TİP) adayı oldu. Son anda yapılan aday değişikliği nedeniyle bağımsız olarak seçime girdi. 1967'de Ferhenga Kurdî-Tirkî (Kürtçe-Türkçe Sözlük) yayımlandı. Aynı yıl sürgüne gönderildiği aktarılıyor.
Anter, Devrimci Doğu Kültür Ocakları'nın (DDKO) kurucuları arasında yer aldı. 1970'te DDKO davasında yargılandı.
İki darbe, iki tutukluluk
12 Mart 1971'de yeniden tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi'nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından "Kürtçülük" propagandası yapmaktan tutuklanarak Nûsaybîn Cezaevi'ne gönderildi. Bir yıl sonra tahliye edildi.
Anter yaşamı boyunca Mamak, Sultanahmet, Balmumcu, Seyrantepe ve Nûsaybîn cezaevlerinde yattı. Toplam cezaevi süresi 11,5 yıl olarak aktarılıyor. Yazdığı yazılar ve düşünceleri nedeniyle defalarca soruşturma geçirdi.
Yasaklı bir dille sözlük yazmak
Anter'in yaşadığı dönemde Kürtçe yalnızca kültürel bir mesele değil, hukuki bir yasaktı. 12 Eylül yönetimi, 19 Ekim 1983'te 2932 sayılı "Türkçeden Başka Dillerde Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun"u çıkardı. Yasa, devletlerin birinci resmi dilleri dışındaki dillerde düşünce açıklanmasını ve yayınlanmasını yasakladı. Kürtçe bu tanımla fiilen yasak dil haline geldi.
İnsan Hakları Derneği'ne (İHD) göre bu yasayla Kürtçe özel hayatta bile yasaklanmıştı. Yasa Nisan 1991'de kaldırıldı. İHD'ye göre ise Türkçe hâlâ Anayasa'ya göre tek resmi dil ve eğitim, medya ile siyasi hayatta diğer dillerin kullanımına birçok kısıtlama var.
Anter'in Kürtçe sözlük çalışması bu yasakların gölgesinde yapıldı.
1990-1992: HEP, MKM ve Özgür Gündem
Anter, 1990'da kurulan Halkın Emek Partisi'nin (HEP) 81 kurucu üyesinden biriydi. Mezopotamya Kültür Merkezi'nin (1991) ve İstanbul Kürt Enstitüsü'nün (1992) kuruluşuna öncülük etti. Hatıralarım (1991) ve Vakayiname (1992) gibi kitapları yayımlandı.
Ölümüne yakın dönemde Özgür Gündem ve Yeni Ülke'de yazıyordu. Özgür Gündem 30 Mayıs 1992'de yayına başlamış, 14 Nisan 1994'te kapatılmıştı. Gazete, köy boşaltmalarını, yargısız infazları ve gözaltında işkence iddialarını gündeme taşıyordu.
Ölümün mevsimi: 1992
Anter'in öldürüldüğü yıl, Kürt illerinde ölümün sıradanlaştığı yıldı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti listesine göre 1992'de öldürülen 14 gazetecinin 13'ü doğu ve güneydoğu illerinde öldürüldü.
İHD raporlarına göre Kürt illerinde faili meçhul cinayetlere kurban giden muhaliflerin sayısı 1992'de 362, 1993'te 467, 1994'te 423 oldu. Kurbanların önemli bir bölümünü Kürt siyasal hareketi içinde yer alan siyasetçiler, gazeteciler ve aydınlar oluşturdu.
Hüseyin Deniz'in ardından yazdığı yazı
Özgür Gündem'in muhabiri ve yazarı olan yeğeni Hüseyin Deniz, 9 Ağustos 1992'de uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Anter, 13 Ağustos 1992'de köşesinde ona seslendi. Ona "öldün" diyemediğini, öldü demenin sanki onu kendisi öldürmüş gibi hissettireceğini yazdı.
"Ez xale te me" (Ben senin dayınım) diyerek, sağ kaldığı sürece onun yerine yazacağını söyledi. Kendisi de öldürülürse ona kavuşacağını ekledi.
Bu yazıdan 38 gün sonra Anter öldürüldü.
20 Eylül 1992: Seyrantepe
Anter, 20 Eylül 1992'de Kültür ve Sanat Festivali için Amed'deydi. Gündüz festivale katıldı, kitaplarını imzaladı. Akşam Seyrantepe'de, Cumhuriyet Mahallesi 442. Sokak'ta, yeğeni Orhan Miroğlu ile birlikte silahlı saldırıya uğradı. Anter yaşamını yitirdi, Miroğlu yaralandı.
Anter'in oğlu Dicle Anter ve ailenin avukatı Selim Okçuoğlu, cinayetin ardından uzun süre soruşturmada etkili adım atılmadığını anlatıyor.
Soruşturma: "Faili meçhul"den Susurluk'a
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin başlattığı soruşturma yıllarca "faili meçhul" kaldı. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın isteğiyle Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı Susurluk Raporu, cinayetin "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından planlandığını ve işlendiğini belirtti.
Anter ailesi, etkili bir soruşturma yürütülmemesi üzerine 22 Şubat 2000'de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurdu. AİHM, yaşam hakkının hem maddi hem usul açısından ihlal edildiğine karar verdi. Kararda, cinayetin devlet görevlilerinin bilgisi dahilinde işlendiğini gösteren ciddi deliller olduğu, Susurluk Raporu gibi delillerin yetkililerce kullanılmadığı belirtildi. Türkiye tazminata mahkûm edildi.
Aygan'ın itirafları ve 2009'daki yeniden açılış
İsveç'te yaşayan eski itirafçı Abdülkadir Aygan'ın (Aziz Turan) itirafları 2004'te Ülkede Özgür Gündem'de "İşte Apê Musa'yı Öldüren Tim" başlığıyla yayımlandı. Aygan, cinayeti gerçekleştiren JİTEM ekibinde yer aldığını, cinayetin Mahmut Yıldırım tarafından planlandığını söyledi. İtirafları haberleştiren gazetenin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü hakkında dava açıldı.
Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009'da Aygan'ın itiraflarını "ihbar" sayarak dosyayı cinayetten 17 yıl sonra yeniden açtı. Cemil Işık, Ali Ozansoy, Aygan, Hamit Yıldırım ve Mahmut Yıldırım hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Hamit Yıldırım 29 Haziran 2012'de Şırnak'ta tutuklandı.
Zamanaşımına iki ay kala açılan dava
Dava, zamanaşımına iki ay kala, 2013'te açıldı. İddianame 5 Temmuz 2013'te Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi. Mahmut Yıldırım, Aygan, emekli Albay Savaş Gevrekçi ve Hamit Yıldırım hakkında ağırlaştırılmış müebbet ve 20 yıl hapis istendi. Suçlamalar "tasarlayarak insan öldürmek" ve "halkı silahlı isyana teşvik" idi.
Dava 2015'te "güvenlik" gerekçesiyle Ankara'ya nakledildi ve 11 sanıklı JİTEM ana davasıyla birleştirildi. Sanık sayısı arttı, firari sanıklar yakalanamadı, İsveç'teki Aygan'ın ifadesi alınamadı. Anter ailesinin avukatı Selim Okçuoğlu, zamanaşımına az kalan dosyanın ana davadan ayrılmasını istedi. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi bu talebi reddetti.
Zamanaşımına üç ay kala yapılan duruşmada mahkeme başkanı, Aygan için yurt dışına yazılan istinabe yazısına Adalet Bakanlığı'ndan hâlâ yanıt gelmediğini söyledi. Aygan, Mahmut Yıldırım, Muhsin Gül ve Mehmet Zahit Karadeniz için yakalama emri yazılarına da yanıt verilmediğini kaydetti. Duruşma 20 Haziran'a ertelendi.
21 Eylül 2022: Zamanaşımı
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Eylül 2022'de, Anter'in ölüm yıldönümünden bir gün sonra, davayı zamanaşımından düşürdü. Mahkeme, Anter ve Ayten Öztürk'ün öldürülmesi eylemlerinin 1992'de işlendiğini belirterek 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu gerekçe gösterdi. JİTEM Davası başka bir esasa kaydedilerek sürdü.
Anter ailesi ve hukukçular, cinayetin "insanlığa karşı suç" sayılarak zamanaşımına uğramaması gerektiğini savunmuştu. Mahkeme, savcılık mütalaası doğrultusunda karar verdi.
Kararın ardından dosyanın istinaf aşamasına taşındığı bildirildi. Bu aşamanın güncel durumu Rastî tarafından teyit edilemedi.
Hafıza Merkezi: On dava, bir sonuç
Hafıza Merkezi Hukuk Çalışmaları Programı'ndan Av. Esra Kılıç, 2024'teki açıklamasında 1990'larda işlenen suçlarla ilgili açılan on davanın zamanaşımı ve beraatla sonuçlandığını söyledi. İki davanın da zamanaşımı tehlikesi altında olduğunu belirtti. İnsan hakları savunucusu Öztürk Türkdoğan ise Anter cinayetinin "insanlığa karşı suç" kapsamında ele alınması gerektiğini söyledi.
Ağustos 2026: Yeniden açma başvurusu
Anter'in kızı Rahşan Yorozlu, avukatı Bişar Abdi Alinak aracılığıyla Ağustos 2026'da 2022'de zamanaşımından düşen davanın yeniden açılması için başvuru yaptı. Dilekçede, soruşturma ve kovuşturmada eksik bırakılan araştırmaların tamamlanması istendi. Dosyadaki fiziksel delillerin güncel adli bilim ve kriminal inceleme yöntemleriyle yeniden değerlendirilmesi talep edildi.
34. yıl: "Barış için faili meçhul cinayetler aydınlatılmalı"
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) öncülüğündeki anma bugün Anter'in vurulduğu sokakta yapıldı. Ailesi, gazeteciler, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı. İkinci anma, saat 16.00'da Nûsaybîn'e bağlı Akarsu (Sitîlîlê) Mahallesi'ndeki mezarı başında yapılacak.
DFG üyesi Fahrettin Kılıç, cinayetin arkasındaki yapıların hâlâ açığa çıkarılmadığını söyledi. Kılıç, barışın konuşulduğu bu günlerde faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması gerektiğini belirtti.
Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, Anter'i öldürenler hâlâ serbestse tamamlanmamış bir adalet olduğunu söyledi. Adalet sağlanmadan barışın kurulamayacağını da ekledi. Anter'in oğlu Dicle Anter ise ailenin her yıl anmaya devam edeceğini belirtti.
DEM Parti de "Barış ve Demokratik Toplum Süreci"nde geçmişle yüzleşilmesini istedi. Parti, Anter cinayeti başta olmak üzere "faili belli" cinayetlerin sorumlularının hesap vermesi gerektiğini söyledi.
Anter'in derdi ve bugünün "kırmızı çizgileri"
Anter'in ömrünü verdiği konu Kürtçeydi. Bugün AA Analiz'de yazan Türkiye Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, yeni anayasanın "kırmızı çizgileri" arasında resmi dil ve zorunlu eğitim dili olarak Türkçeyi sıraladı. Listede Kürtçeye yer verilmedi.
1982 Anayasası'nın 42. maddesi de Türkçeden başka hiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamayacağını düzenliyor.
Rojava'da ise Kürtçe sadece 3 saat seçmeli ders olarak tanınmış Rojava’da öğrenciler anadilinde Kürtçe eğitim için sokaklara çıkmıştı.
